Sorun, avuçlarımızla Allah'ın arasına girmeye çalışanlardan
Bir kadın özel hayatında türban takabilir ve bunu bir özgürlük sorunu olarak görebilir. Hatta daha da ileriye gidip, türbanı İslâm'ın bir şartı olarak da kabullenebilir.
O hâlde şu sorunun yanıtını vermesi gerekir: "Türkiye 30 yıldır mı Müslüman?"
Konuyu biraz açalım..
Türkiye'de kaç yıldır türban takılıyor?
En çok 30-35 yıldır.
1960'lı 1970'li yıllarda çekilmiş Türk filmlerini dikkatle izleyin.. Sokaklarda tek bir türbanlı kadın göremezsiniz..
İş yapmadığı için türbanın bayraktarlığını yapan siyasetçilerin aile bireylerine bakın, yine aynısını göreceksiniz.. Hepsinin annesi ya da eşleri sonradan türban takanlardan..
Ya koca, ya ağabey ya da baba baskısıyla..
Her an paylaştığım samimi bir inancımı da burada yinelemek isterim: Dinimiz İslâmiyet, dünyanın en temiz ve en makul dini.. Allah'a yalvarmak, dua etmek için aranıza birisini (bir komisyoncuyu) sokmanıza gerek yok.. Allah ile doğrudan iletişim kurulabilen başka da bir din yok dünyada..
Avuçlarınızı açın gökyüzüne doğru, işte Allah tam yukarınızda..
Böylesine muhteşem, saf, temiz ve uhrevi bir ilişki olabilir mi?
******
Peki sorun nerede?
Sorun avuçlarımızın içleri ile yüce Allah'ın arasına girmeye çalışan tarikat ve cemaat şeyhi şarlatanlarda..
Hadi yutkunmayalım, sorun din baronlarında..
Allah'tan tek başına bir şey isteyemezsin, sen kim oluyorsun ki sersem!
Ben aracılık edeceğim sana.. Ne yapman gerektiğini ben söyleyeceğim..
Allah ile senin arandaki ilişkiden para kazanacağım çünkü..
Allah'ın bu memleketteki (bu şehirdeki, bu camideki, bu mahalledeki) temsilcisi benim..
Ona dua etmek için önce benim kapımı çalacaksın, işim bu benim..
Diyenlerde...
Okurlarımın pek çoğunun tövbe estağfurullah dediğini duyar gibiyim..
Ama düzen böyle kurgulanmış, yadsıyabilir miyiz?
Yani bin yıldır Müslüman olan ve dünya güzeli Anadolu’mu kendisine yurt edinmiş Türk; ne idüğü belirsiz, cahiliye devri artığı komisyonculardan mı dinini öğrenecek..
Öyle mi..
Evet, düzen 35 yıldır aynen öyle..
******
Peki bu mevzuya neden geldik?
Son yıllarda öne çıkan türbanlı kadın yazarlar arasında Haber Türk yazarı Nihal Bengisu Karaca dikkat çekiyor.
Ocak ayı içinde Suudi Arabistan hükümeti, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte bu ülkeye gitmeye hazırlanan Nihal Hanım'a vize vermemiş.
Gerekçe olarak da "Git babandan ya da eşinden imzalı izin getir" demişler..
Karaca, bunun üzerine küplere binmiş, çok ilginç bir açıklama yapmış:
"Peygamber'in kemikleri sızlıyor. Hep dinin yaşamlarımız için en önemli referans kaynağı olduğunu düşünmüşümdür ama aynı zamanda başkasının referans algısının tahakküm alanından korunmak için de 'katı olmayan bir laikliğin' ne kadar önemli olduğunu vurgulamışımdır. Bu olay bu düşüncemin sağlaması oldu."
Breh breh breh..
Devam etmiş, yazarımız Nihal Hanım: "Gayet ağır konuşurdum ama şu durumda kendimi tutuyorum.."
Bir breh daha..
Türklerin dünyanın en namuslu en temiz Müslümanları olduğunu yeni mi idrak ettiniz Nihal Hanım..
Bin yıldır en saf ve temiz şekliyle süren Müslümanlığımızı, Çöl Arabı'nın Vahabiliği ile niye karıştırırsınız?
Tutmayın kendinizi, konuşun..
******
Çok haklısınız, Peygamberimizin kemikleri Suudi Vahabiliği’ne bakıp sızlıyordur.. Petrolün üzerinde oturup, bilim adına, san'at adına insanlık adına, İslam'ın imajının düzelmesi adına kılını kıpırdatmayan; kapı komşusu Irak’ta, Filistin’de Müslüman katliamı yapılmasına sis çıkarmayan, bezgin, baygın, kimliksiz Arap mı daha Müslüman?
Millet olma bilincine erişememiş, Amerika'nın eteklerine tutunan, kişiliksizliği para ile satın alan mı daha Müslüman?
Yoksa biz Türkler mi?
Laikliğin nasıl muhteşem bir devrim olduğunu bir kez daha anlayın Nihal hanım.. Şayak kalpaklı adam olmasaydı, bugünkü özgürlüğünüzün ne kadarına sahip olacağınızı düşünün.. Şükredin, nankör olmayın..
Atatürk'ün, silah arkadaşlarının ve bin yıldır Türk yurdu olan bu topraklar için canlarını feda eden şehitlerimizin ruhlarına bir dua okuyun..
Ama avuçlarınızla Allah arasına din komisyoncularını sokmadan..
****************************
Süleyman Demirel'i dikkatle dinleyelim..
O'na Baba dedik çoğu kez.. Pek çok kişi doğduğunda o Başbakan'dı..
Çocukları oldu, o yine Başbakan'dı..
Torunları oldu, o bu kez Cumhurbaşkanıydı..
Hala dinç, hala dupduru bir hafızaya sahip..
Bakın geçenlerde Leyla Tavşanoğlu ile yaptığı söyleşide neler diyor:
"Ne açılımı? Önce Kürt sorununu çözeceğiz, Kürt açılımı yapıyoruz, dediniz. Bu nedir, diye sordular. Daha cevap vermediniz. O zaman vatandaş bu tartışmaların altından bir de Türk sorunu çıkardı. Geçmişte de söyledim, siz yazdınız. Bu ülkenin insanlarının hangi etnik menşeden gelirse gelsin birbirleriyle sorunu yok. Bu bir ulus devletti. Ulus bir bütündü. Bu bütünlüğün parametresi din, ırk değil vatandaşlık, mensubiyet, geçmiş, gelecek bütünlüğüydü. Siz bu bütünlüğü bir kenara bıraktınız. Meseleyi ırk ve mezhep meselesine getirdiniz. O zaman dün birbirleriyle hiçbir meselesi olmayan bu ülkenin vatandaşları durduk yerde birbirlerine bakmaya başladılar. Bu çok büyük huzursuzluk yarattı. Vatandaş, 'Bölünüyor muyum acaba?' kaygısını dile getirmeye başladı.
Bütün bu hengâmeye rağmen vatandaş birbiriyle iyi geçinmek istiyor. Vatandaşa minnettarız. O beraberliğin değerini biliyor. Ama her gün bunlar konuşulunca huzursuzluk oluyor.
Birçok vatandaş gibi ben devletin zor zamanlarını görüp bildiğim, bu zor zamanlarda idarede bulunduğum için bu gördüklerim beni rahatsız ediyor. Onun için diyorum ki: "Türkiye'nin bir şeyi Yanlış.""
******
Doğrusu, Baba'nın söyledikleri çok bilgece bir özet..
Aklı başında ve ortalama zekâ seviyesinde olan birisi bu sözleri yadsıyabilir mi?
Ve sözü getiriyor malum darbe tartışmalarına.. İki kez “darbe” yiyen Demirel bakın ne diyor:
"Darbeyi asker yapacaksa bugün darbeyle halledeceği bir şey yok. Bugün artık Türkiye'nin içinde ya da dışında darbeyi alkışlayacak yeterli desteğin olmadığı da görülüyor. O zaman da bugün bir darbe şüphesi içinde olmanın hiçbir anlamı yok. Kendine güvenen darbeden şüphelenmez.."
İşte sihirli cümle bu..
Kendine güveni olmayan, iş yapmayan, ülkeyi onca oy oranına rağmen yönetemeyen ve aciz kalanlar, tabii ki kafayı askere saracak..
İşine baksana kardeşim sen..
Yönet adam gibi memleketi; insanına iş, aş, zenginlik ve refah ver; terörün karşısında eğilip bükülme, meşruiyetini bu topraklardan al..
Bunları yap(a)mayınca dikkatleri başka yöne çekmek için, darbe istiaresine yatma..
************************
İstanbul'un bir hanımefendisi daha yitip gitti, sessizce..
Türkçe aşığı Sami Karaören'in, sevgili eşi Mehcure Abla'mızı (Karaören) yitirdik.. Benim yazı sanatına bulaşmamda büyük etkisi vardır, handiyse Cumhuriyet ile yaşıt Sami Karaören'in.. 40 yıldan fazla süre Cumhuriyet Gazetesi'nin meşhur ikinci sayfasının editörlüğünü ve Yazı İşleri Müdürlüğü'nü sürdürdü.. 7 yıl boyunca belli aralıklarla o muhteşem sayfada yazma onurunu taşıdım.. Kimi zaman üst sütunumda Melih Cevdet Anday oldu, kimi zaman İskender Özturanlı, kimi zaman da Bahri Savcı..
Tanışmamıza sebep olan da Özturanlı'ydı..
Birkaç yıldır sağlık sorunları çekiyordu Sami Amca..
Mehcure Hanım, adeta bebeğine bakar gibi bakıyordu ona..
Uzun süren acılı ve ızdıraplı şua tedavisi süresince konuşamıyor, telefonlara Mehcure Abla yanıt veriyordu..
Onunla konuşuyorduk uzun uzun.. Ne yapabiliriz, nasıl yardımcı olacağımız diye soruyorduk..
Büyük acı yaşadı Sami Amca.. Birkaç yıl önce de kızını yitirmişti..
Allah sabır versin..
Acısını yürekten paylaşıyor, başsağlığı diliyorum..