YUKARI

Banu Bilen Doğan

OLSAK DA OLAMASAK DA SHAKESPEARE

banubdogan@bizimizmir.net 10 Mart 2018 0 yorum 473






Margaret Atwood’un “Cadı Tohumu” romanı Shakespeare’in ölümünün 400. yılı nedeniyle başlatılan “Shakespeare Yeniden” projesinin bir ürünü. 
Kitabın güzelliği bence, Shakespeare’i yeniden okutturmaktan ziyade, onun akılcı felsefesinin çağımız insanı üzerindeki etkisini göstermesinden geliyor. Romanın içinde, Shakespeare’in “Fırtına” oyunu tatlı tatlı işlenirken, bu oyunu hayata geçirmek isteyen bir yönetmenin dramı ve onun etkilediği kişiler ön planda sergileniyor. Evlat sevgisi ve intikam arzusu, yüzyıllar arası yolculuk yapıyor.

Ayrıca, günlük yaşamımızdaki sorumluluklarımızla ilgili önemli vurgular yapılıyor. Örneğin, romandaki bazı karakterlerin iş hayatındaki mücadelesine baktığımızda, kendi sorumluluklarını başkasına yıkanların, onların o arada edindiği tecrübe karşısında ezildiğini görüyoruz. Kibrin ulaşacağı tek noktanın pişmanlık olduğunu anlıyoruz. Ayrıca yüksek idealler peşinde koşarken ayakları fazla yerden kesmemek gerektiğini, yoksa birilerinin bizim önemsiz gördüğümüz detayları kendi geleceklerini inşa etmede kullanabileceğini tecrübe ediyoruz. Angaryaların bazı kişilerin zirveye çıkış treni olduğunu okuyoruz.
Kitapta, en büyük gayesi Shakespeare’in “Fırtına” oyununu sahnelemek olan fakat kendisi “oyuna gelerek” bunu başaramayan bir tiyatro yönetmeninin kişisel dünyasına giriyoruz. Fırtına’yı canlandırmayı hayatının merkezi haline getiriyor çünkü, oyundaki Miranda karakterinden esinlenerek Miranda adını verdiği fakat küçük yaşta kaybettiği kızının ismini tiyatro ile yaşatacağına inanıyor. Oyun sahnelendiğinde ne kadar tutulursa, kızı o kadar süre hayat bulacak diye umut ediyor! 

Reenkarnasyonu, hem kızının ölümünden sonra acıyla yaşamayı öğrenip kendisinin hayat bulması anlamında; hem de tiyatro oyununda kızının yeniden doğması anlamında algılıyor. 

Tüm hazırlıkları bu amaç uğruna yapıyor. Önceliği, kaybettiği kızının capcanlı olarak hareket ettiğini görmek olduğu için Miranda rolüne tiyatro eğitimi olmasa da enerjik bir jimnastikçiyi seçiyor. Oyunda Miranda’nın babası olan Prospero’yu  kendi oynamak ve  gerçek hayatta yapamadıysa da tiyatrodaki rolünde, onu korumak istiyor. Çünkü kendisi kızının ona ihtiyacı olacağını öngörememiş ve hastalandığında ulaşılamamış bir baba olarak, bilge bir karakter olan Prospero’ya öykünüyor. Başkalarına kayıtsızca güvenmiş biri olması bakımından da kendisini Prospero’ya benzetiyor ve bir sihir olan tiyatroya hayatını adayışını, Prospero’nun kendini sihirbazlık işlerine adamış olmasıyla eş tutuyor. Kostümünü seçerken; doğayı yöneten unsurlardan esinleniyor, bu şekilde ölümü yenmenin yollarını arıyor. 

Fakat işler umduğu gibi gitmiyor ve oyunu sahnelemesine engel olunuyor. Bu noktada büyük bir buhrana düşüyor. İntikam hırsıyla doluyor. Kendisini ıssız bir yerde, bir kulübede yaşamaya mahkum ediyor. İptidai şartlardaki bu yaşam ile ne kadar acı çektiğini önce kendisine ispatlıyor.  Ancak, yalnızlık ve çaresizlik onu yavaş yavaş yok ediyor. Önce, okumak için çocuk masallarını seçerek uyanan prenseslerin yerine kızı koyuyor, sonra sanrılar görmeye ve kızının hayaliyle yaşamaya başlıyor. 
Miranda’ya borcu olan tiyatro oyununu sahneleyemediği için onun büyümekte olduğuna inanmak istiyor. Bu şekilde, onu işten atanlara “kızını yaşatmak için” onlara mecbur olmadığını ispatlamaya çalışıyor. İlk başlarda intikam almanın başka hiçbir yolunu bulamadığı için bu, kimseye boyun eğmediğini göstermenin tek yolu oluyor. Anıları onu bir yandan hayatta tutarken, bir yandan da öldürüyor.

Sonra, gidişatın farkına varıp hapishanedeki suçlulara okuma yazma öğretmek üzere bir cezaevinde işe giriyor. Kendini başka bir isimle tanıtıyor. Bu yeni karakter, onun hiçbir acı yaşamamış ikinci karakteri, çıkış yolu oluyor.

Öğretmenliği de alışılagelmişin çok ötesinde oluyor ve suçlulara Shakespeare okutmaya başlıyor. Konuları onların ilgisini çekecek kavga, ihanet, suç gibi konulardan seçiyor. İç karartıcı dediği, Hamlet ve Lear’i okutmuyor. Onları hayata bağlamak, yeni başlangıç ümidi vermek istiyor. Kötü davranışları cezalandırıyor, erdemli tavırları ödüllendiriyor. Kurallar dahilinde, kendi yorumlarını katmalarına fırsat veriyor. Bu, onlara olduğu kadar; daha önce sadece kendi dediklerinin yapılmasını isteyen biri olması nedeniyle kendisine de yaptığı en büyük iyilik oluyor. Ayrıca yine geçmişinden ders alarak, cezaevindeki oyunlarda her şeyle A’dan Z’ye kendisi ilgileniyor. 

Shakespeare oyunlarını okuturken önce ana temaları anlatarak düşündürüyor. Shakespeare’in “değişime açıklık” felsefesini uygulamaya geçirmek için, mahkumların sadece oyunda geçen küfürleri kullanmalarına izin veriyor. Böylece tüm oyunu okutturmuş da oluyor. Ayrıca, karakterleri tek tek incelettiriyor, Shakespeare’de birden fazla cevap olması özelliğini suçlulara yansıtmaya çalışıyor. Tek yönlü düşünmesinler istiyor. 

Sonra halının altına süpürdüğü intikamını ortaya çıkarma fırsatını ele geçiriyor ve “Fırtına” oyununu cezaevinde sahnelemeye karar veriyor. Başlıyor mahkumlara rollerini dağıtmaya… İşte orada görüyorsunuz ki, özgürlüğün olmadığı bir yerde istediğiniz rolü üstlenemezsiniz.  Sevimsiz kabul edilen bazı rollerin, bulunulan topluma uyarlanması şart oluyor. Ariel adındaki peri rolünü hapishanede oynayacak kişiyi bulmak için ikna ve özendirme yöntemlerini kullanıyor. Ayrıca, eşitliğin ve erdemli davranışların olduğu ideal bir krallık kurmak isteyen Gonzalo’yu sadece 1 kişi oynamak isterken, vahşi, yamyam, şeytani ya da pislik dedikleri Caliban’ı 15 kişi oynamak istiyor. Bilgili ve romantik olduğunu duyunca cayıyorlar. İnsanlar bastırdıkları saldırganlık duygularını sergileyecek yer arıyorlar.

Yönetmen Felix, oyunu sahnelemek ile ilgili endişeleri olunca vazgeçmeyi düşünüyor. Ve “karanlığa doğru sessiz ve sakin ilerlesem mi?” diyor kendi kendine, Shakespeare’e danışır gibi. Vazgeçmek=karanlık oluyor!

Beni kitapta en etkileyen kısımda, oyunculardan oyundaki hapishaneleri bulmalarını isteniyor. Ortaya çıkan tablo muhteşem.  Mahkumlar, “büyülenme ve delirme” hallerini birer “cezaevi” olarak kabul ediyorlar.  Yönetmen, oyun sahnelendikten sonra, kendisinin deneyimlediği şekilde, “intikam oyunu oynama”yı da bir tür tutsaklık olarak ifade ediyor.

Ayrıca roller dağıtılırken, güzel, içindeki çirkine; çirkin, içindeki güzele ulaşsın diye rollerin tam tersi görüntüdeki kişilerin seçilmesi fikri ortaya atılıyor. Bu düşünce riskli bulunup uygulanmasa da oyuncuya katkısı açısından kim bilir ne harika olurdu diye düşünüyor insan!

Hapishanede yaratılan kurgu, Fırtına oyununun birebir aynısı.  Konuklara bir yandan video kaydından suçluların performansı izlettirilirken; diğer yandan, oyundaki karakterlerin birebir aynısı olan düşmanları, hikayeyi gerçek anlamda yaşıyor. O bölüm, verdiği heyecan bakımından gerçekten okunmaya değer. Shakespeare’in dehası ve dönem farkına rağmen, aynı olayı yaşayan insanların aynı tepkileri verdiği gösteriliyor.

Miranda’nın gölgesinin diğer insanlar tarafından görülmesi, sesinin duyulması onun tamamen hayal ürünü olmadığını düşündürtüyor. Ya bir çeşit hayalet ya da baş kahraman Felix’in beyninin bir oyunu gibi geliyor. Aslında, “sağduyusu” olduğunu, intikamını aldığında anlıyoruz. “Erdemli olmak, kinci davranmaktan daha iyidir “ diyor Miranda dönmemek üzere giderken.
Mahkumlar kendi geleceklerini de yazabilsinler diye; oyunun sonunda hayatta kalan karakterlerin geleceğini yazmaları isteniyor. Ve kendilerine dıştan bakabilmelerini sağlamak için ölen karakterler hakkında diğer insanların görüşlerini düşünmeleri isteniyor.

Kitapta işlenen, mahkumların oyun sahnelemesi konusu gerçek hayatta ne kadar uygulanabilir tabii ki şüpheli ancak Atwood’un edebiyat ve tiyatronun suçlular üzerindeki etkisini ele alış şekli eşsiz ve yol gösterici. Zira, hapishane duvarları ardındaki kişilerin; hayal güçleri gelişiyor, empati yetenekleri artıyor, olumlu bir gelecek tasarlayabiliyorlar, izole edilmek yerine hayatın içine dahil ediliyorlar, insani değerlere verdikleri önem çok artıyor.

İnsanların okuyarak özgürleşebildiğinin ve ders verirken ders alanların anlatıldığı başarılı bir kitap.
 

YORUMLAR

Bu yazı için henüz yorum yapılamış.

YORUM YAZ

DİĞER YAZILAR

Yazarlar

Mehmet Kurt

3 Gün Gaziantep

60 yazı

1

Erdal İzgi

İki Bin Onsekiz…          

1001 yazı

2

Filiz Güleç

Sevimli Fil Tanrı Ganesh Ve Aren

7 yazı

3

Banu Bilen Doğan

Aşk, Evidir İnsanın

47 yazı

4

Jinekolog Op. Dr. Kenan Ertopçu

Ertesi Gün Hapı (En Güncel Bilgilerle)

94 yazı

5

Ahmet Aydın Akansu

45 Derece Sıcaklığa Hazır Mısınız?

165 yazı

6

Nalan Kolağası İmre

Ayla Bizi Bizden Aldı

34 yazı

7

Sevim Eser

Yıllara Meydan Okuyan Peterson Köşk’Ü

28 yazı

8

Beslenme Ve Diyet Uzmanı Işın Sayın

Chia Tohumu İle Zayıflama Diyeti Furyası…

188 yazı

9

Salim Çetin

Alsancak Semti Kendi Vefa Duygusunu Gösterdi

21 yazı

10

Burcu İle Biraz Ordan Biraz Burdan

Satrancın Devleri İlk Hamlelerini Yaptı

3 yazı

11

Alparslan Bilen

Sevdalı Kuğu

35 yazı

12

Figen Beğen "Biraz da Sanat"

Yeniden Merhaba

37 yazı

13