Kalbimizin Takvim Yaprakları

  • 0
  • 520
Yazı Boyutu:

Çocuklar bir yaş daha alıp, büyüme serüvenine bir yıl daha ekleyecek. İşe önce bu serüvendeki yerimizin, yaptıklarımız ya da yapmadıklarımız, söylediklerimiz ve söylemediklerimiz kadar değerli olduğunu bilerek başlayacağız. Aynı gemideyiz mi diyorlar? Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ta o gemiyi nasıl tanımladığını anımsayacağız: “Bir gemide toplumsal ve bireysel felaketlerle dolu günler yaşıyoruz!” Biz ülkemizi ve yeryüzünü düşünecek ve ekleyeceğiz, “Madem aynı gemideyiz, madem yürek ağrısı zamanlar yaşıyoruz, o zaman neden önce çocuklar ve kadınlar demiyorsunuz?” Yanıtın bizden başlayacağını, başlaması gerektiğini unutmayacağız. Çünkü bileceğiz, hayat tribünden izlenecek bir maç, biz de izleyicisi değiliz.

Gidenler bir yıl daha uzaklaşacak özleyenlerinden, mezar başlarındaki ağaçların bir dal daha verdiğini kimse görmeyecek. Biri kalanlara söylemeli, ölenler hep öldüğü yaştadır. Sonraki yıllarını yaşayanlara bırakır. Kalbimizin takvim yapraklarına işte bunu da yazacağız.

İçerdekiler için bir yıl daha geçmiş olacak, demir ile betonun yardım ve yataklığında. Dışardakiler çimeni, güneşi, özgürlüğü bu yüzden sahiplenip koruyacak. İçerdekiler bir gün çıkıp geldiğinde, önce emanet ettiklerini sorar çünkü.

Hatır ve hatıraların üstüne bir yıl daha inmiş olacak. Hak ediş raporları iç geçirecek vicdan, vefa, teşekkürden mürekkep bir bahçede. Raporu aşk kokanlara selam göndereceğiz, onlara eklenme kararıyla.

Unutmayı bir anımsasam diyecek yürek ağrısı hiç geçmeyen biri. Unutmamak, geçmişin batağında öylece oturup kalmak değildir diyecek bir başkası ve ekleyecek: unutmadığımız sürece bir daha yaşanmaz hiçbir felaket, acı ve yıkım. Unutmadığımız sürece yaşadığı ve bölüşüldüğü için her güzellik. İşte bunun fakında olduğumuz için, bilmenin değerine davet, cehalete karşı savaşın manifestosuna dönüşecek takvimin her yaprağı.

Bir haberin bekleme süresi bir yıl daha katmerlenecek. Ah en büyük suçumuzdur ihmal ve ertelemeler. Kalbimizin hayatın not defteri olduğunu bileceğiz. Sayfalarının bize rağmen yazıldığını, meselenin okuma cesaretimizde düğümlendiğini anlayacağız.

Daha dün yanı başımızdaydı diye hayıflanacak dostları, geçen yıl elveda diyeni anımsarken. Onun gittiğini kabullenmeyen biri, her sabah iki çay bardağı koyacak masaya. Tanış ile dost arasındaki fark o masada, o iki çay bardağı sayesinde yeniden tanımlanacak.

Geçen yıl önemsenmeyen bir çizgi, uçuruma dönecek yüzümüzde. İnsanın sureti hayatının atlasıdır. Yaşlandım çünkü yaşadım diyene ne mutlu, ihtiyarlıyorum diye sızlanana ne yazık.

Bir şiir, kaç yıl geçse de unutulmayacağını bilecek. Yaşasın şiir!

Biz hep böyle yoksul mu terk edeceğiz geçen yılları ve yoksul mu gireceğiz gelecek yıllara diye düşünecek, kimi evlerin insanları. “Hayatı Okuma Dersi”ne yeni öğrenciler katılacak. Kalplerinin kara tahtasında dersin konusu: “İtiraz!”

Bir değil bin yıl oturmalıyım diyecek ikbaline doyamayan biri, makam koltuğunu, para kasasını, iktidar aç gözlülüğünü öpüp okşarken.

Fotoğraf albümlerinde öylece duranların yüzlerindeki “zaman sarısı” bir ton daha koyulaşacak.

Yazık edilmiş yaşamlarla yazık edilmemesi gereken yaşamların büyük çelişkisi, yeni tragedyalar yazmayı sürdürecek. Komedyalar insansız ve insafsız olmamalı hayata karşı diye çığlık atacak iyi kalpli birileri.

Zamana direnen şarkılar ve şarkıcılar yaşayacak. 66. Sonenin, Shakespeare Usta sanki on dakika önce yazmış ve Can Baba sanki beş dakika önce Türkçe söylemiş gibi taptaze durması ondandır.

Ondandır ki “Fikrimin İnce Gülü” bin yıl geçse de kalbimizdeki bir çiçeği yeniden ve yeniden diriltecek. Tamburi Cemil Bey gibi, Hacı Arif Bey gibi, Mozart ya da Brahms gibi, Pir Sultan Abdal ya da Ruhi Su, Victor Jara ya da Kazım Koyuncu gibi… “Yaşasın şarkım!” diye çığlık atmayı başaranlar kazanacak, tıpkı çığlığını şarkılara dönüştürmeyi başaranlar gibi.

Korkanlar hep kaybedecek. Bunu en iyi bilenler hayattan, insandan, çocuktan, kadından, emekten ve özgürlükten korkanlardır. Bizim ne kadar bildiğimizi de yeni yıl gösterecek. Bir daha, yeniden, bıkmadan ve bize rağmen…

Umut o yüzden şiiri, şarkıyı, ağacı, suyu ve gökyüzünü sevenlere ait olacak. İşte bunun için hala dönmeyi sürdürecek adına dünya dediğimiz şu biricik evimiz.

O evin bir odacığında, o yüzden şöyle şiirler yazılacak inadına:

“ıslığınızı sokaklara
emanet etmeyin derdi dedem
sonra aşklara bulaşır
ama bundan sakın korkmayın
çünkü ıslık çalmaktan korkan bir insan
çok çabuk yaşlanır

önce insanı anlamalısın
ve bunu sakın erteleme derdi dedem
yoksa yüreğin nasırlaşır

acı
çekeceksin elbet yalnızlık da çekeceksin
ama cebinde hep bir kahkaha taşımalısın
çünkü bir delikanlıya umut yakışır

altmışında bisikleti öğrendi dedem
altmış beşinde öldü
Buca SSK’da yüreğine şaşarak baktılar
çok genç fazla civanmert dehşet yakışıklıydı
ama mezarı başında
niye ıslık çaldığımı
hiç anlamadılar”


(Bir Kentin Gizli Tarihi, Smirna Yay. Yağmur Yayın Grubu, İzmir 2022, s. 79)

Velhasıl dostlar, geçen yıl bizim gibiydi, gelecek yıl da biz neysek o kadar olacak. Kalbimizin takvim yapraklarını bizden başka kimse yazmadı, bizden başka kimse yazamaz. Yeter ki onu insan gibi yazacak duruşumuz, okuyacak ve okutacak yüzümüz olsun.
“Cesaret” kadar anlamlı, umutlu, onurlu bir yıl diliyorum.

YORUM YAZ