Yazı Boyutu:
Gediz Üniversitesinden mülteci ve devletler hukuku uzmanı Yrd. Doç. Dr. Sibel Safi, ABnin sığınmacılara uyguladığı sert politikanın Akdenizi dünyanın en ölümcül denizine çevirdiğini açıkladı, Sıradışı bir acımasızlıkla karşılaşan insanlar ölüme mahkum ediliyor dedi. Yrd. Doç. Dr. Safi, ülkemizdeki Suriyelilerin hukuken vatandaşlık ve oy kullanma hakkına sahip olmadıklarını da söyledi.
Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sibel Safi, ABnin sığınmacılara uyguladığı insanlık dışı tutuma dikkat çekti. Mülteci ve devletler hukuku uzmanı Yrd. Doç. Dr. Safi, Avrupanın zor durumdaki insanlara sıradışı bir acımasızlıkla karşılık verdiğini ve bu uğurda binlerce ölümü ödenmeye değer bir bedel olarak gördüğünü ifade etti. ABnin sığınmacılarla sert bir şekilde mücadele etme politikası yüzünden Akdenizin açık farkla dünyanın en ölümcül denizi ve göç yolu haline geldiğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Safi şunları söyledi:
İnsan hakları çiğneniyor
Avrupa Birliği, tüm kara sınırlarını engellerle ve duvarlarla tamamen kapatmış durumda. Dış sınırlarını denetlemek amacıyla uydu ve insansız hava araçları da kullandığı için sığınmacılar, Akdeniz boyunca tehlikeli bir rota kullanmak zorunda kalıyor. İnsanlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyor. 2014te 3 bin 419 ölümün meydana gelmesi ne yazık ki bu politikanın sonucudur. Oysa Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır maddesiyle sığınmanın bir insan hakkı olduğunu teyit ediyor. Hiç kimsenin doğup büyüdüğü toprakları terk etmek istemeyeceği, bunun ancak zorunluluk halinde mümkün olabileceği unutulmamalı.
Gediz Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sibel Safi, ülkemizdeki Suriyelilerin hukuki durumlarına da açıklık getirdi. Yrd. Doç. Dr. Safi, geçici koruma statüsünde bulunduklarını, vatandaşlığa geçmelerinin ve oy kullanmalarının hukuken mümkün olmadığını kaydetti, şöyle konuştu:
ABnin yapamadığını yaptık
Türkiye, insani bir tutumla sınırlarını Suriyelilere açarak aslında Avrupanın sığınmacılara yapamadığını yaptı. Kitlesel olarak Türkiye sınırlarını geçen bu yabancılara ilişkin esasları düzenleyen Geçici Koruma Yönetmeliği Ekim 2014te kabul edildi. Çünkü ülkemiz, 1951 Cenevre Konvansiyonunu imzalarken getirdiği çekince ile sadece Avrupadan gelen sığınmacılara mülteci statüsü verip onları korumaya alabiliyor. Suriyeliler bu yasal düzenlemeyle geçici koruma statüsüne kavuşturuldu. Geçici koruma rejimi kapsamında sınırsız kalış, zorla geri göndermeye (non-refoulement) karşı koruma ve acil ihtiyaçlarına yanıt veren kabul düzenlemelerine erişimi içerecek bir düzenleme ile şu an ülkemizde kalıyorlar. Geçici koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak veya bu kitlesel akın döneminde bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan yabancılara sağlanan bir korumadır. Ülkelerindeki savaş hali sona erdikten sonra geri dönecekleri varsayılarak her birine geçici koruma kimlik belgesi verildi. Bu belge, Türkiyede geçici kalış hakkı sağlar, ikamet izni veya ikamet izni yerine geçen belgelere eşdeğer sayılmaz. Geçici Koruma Yönetmeliği 25inci maddesinin açıklık getirdiği gibi bu kimlik, uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı getirmez ve Türk vatandaşlığına başvuru hakkı da sağlamaz. Dolayısıyla bir vatandaşlık hakkı olan oy kullanma hakkından yararlanmaları da hukuken mümkün değildir.
Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sibel Safi, ABnin sığınmacılara uyguladığı insanlık dışı tutuma dikkat çekti. Mülteci ve devletler hukuku uzmanı Yrd. Doç. Dr. Safi, Avrupanın zor durumdaki insanlara sıradışı bir acımasızlıkla karşılık verdiğini ve bu uğurda binlerce ölümü ödenmeye değer bir bedel olarak gördüğünü ifade etti. ABnin sığınmacılarla sert bir şekilde mücadele etme politikası yüzünden Akdenizin açık farkla dünyanın en ölümcül denizi ve göç yolu haline geldiğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Safi şunları söyledi:
İnsan hakları çiğneniyor
Avrupa Birliği, tüm kara sınırlarını engellerle ve duvarlarla tamamen kapatmış durumda. Dış sınırlarını denetlemek amacıyla uydu ve insansız hava araçları da kullandığı için sığınmacılar, Akdeniz boyunca tehlikeli bir rota kullanmak zorunda kalıyor. İnsanlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyor. 2014te 3 bin 419 ölümün meydana gelmesi ne yazık ki bu politikanın sonucudur. Oysa Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır maddesiyle sığınmanın bir insan hakkı olduğunu teyit ediyor. Hiç kimsenin doğup büyüdüğü toprakları terk etmek istemeyeceği, bunun ancak zorunluluk halinde mümkün olabileceği unutulmamalı.
Gediz Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sibel Safi, ülkemizdeki Suriyelilerin hukuki durumlarına da açıklık getirdi. Yrd. Doç. Dr. Safi, geçici koruma statüsünde bulunduklarını, vatandaşlığa geçmelerinin ve oy kullanmalarının hukuken mümkün olmadığını kaydetti, şöyle konuştu:
ABnin yapamadığını yaptık
Türkiye, insani bir tutumla sınırlarını Suriyelilere açarak aslında Avrupanın sığınmacılara yapamadığını yaptı. Kitlesel olarak Türkiye sınırlarını geçen bu yabancılara ilişkin esasları düzenleyen Geçici Koruma Yönetmeliği Ekim 2014te kabul edildi. Çünkü ülkemiz, 1951 Cenevre Konvansiyonunu imzalarken getirdiği çekince ile sadece Avrupadan gelen sığınmacılara mülteci statüsü verip onları korumaya alabiliyor. Suriyeliler bu yasal düzenlemeyle geçici koruma statüsüne kavuşturuldu. Geçici koruma rejimi kapsamında sınırsız kalış, zorla geri göndermeye (non-refoulement) karşı koruma ve acil ihtiyaçlarına yanıt veren kabul düzenlemelerine erişimi içerecek bir düzenleme ile şu an ülkemizde kalıyorlar. Geçici koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak veya bu kitlesel akın döneminde bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve uluslararası koruma talebi bireysel olarak değerlendirmeye alınamayan yabancılara sağlanan bir korumadır. Ülkelerindeki savaş hali sona erdikten sonra geri dönecekleri varsayılarak her birine geçici koruma kimlik belgesi verildi. Bu belge, Türkiyede geçici kalış hakkı sağlar, ikamet izni veya ikamet izni yerine geçen belgelere eşdeğer sayılmaz. Geçici Koruma Yönetmeliği 25inci maddesinin açıklık getirdiği gibi bu kimlik, uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı getirmez ve Türk vatandaşlığına başvuru hakkı da sağlamaz. Dolayısıyla bir vatandaşlık hakkı olan oy kullanma hakkından yararlanmaları da hukuken mümkün değildir.










