Kanadoğlu: Hapı yutmayın, gücünüzü birleştirin, zafer sizin

  • 0
  • 925
Yazı Boyutu:

İzmir'de düzenlenen ‘Referanduma Doğru Anayasa Değişikliği’ konulu panelde konuşan Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Anayasa değişikliğinin iktidar tarafından bir hapa dönüştürülerek vatandaşa yutturulmak istendiğini ifade ederek, “Bu hap herhalde birtakım soslarla örtülmeye ve halka yutturulmaya çalışılıyorsa, benim yurttaşım bu hapı yutmayacaktır” dedi.

Eski YÖK Başkanı ve Anayasa Hukukçusu Erdoğan Teziç, ise  Anayasa değişikliği konusunda TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanın tarafsızlığının çok önemli olduğunu vurguladı. Teziç, siyasetin hukukileşmesi olgusunun demokratik bir düzenin vazgeçilmez unsuru olduğunu belirtti, “Hukukun siyasileşmesi dediğimiz zaman orada artık baskı yönetime doğru gidiş kapıları açılmış demektir” dedi.
Ege-Koop Eğitim ve Kültür etkinlikleri çerçevesinde, Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Referanduma Doğru Anayasa Değişikliği” konulu panele Anayasa Hukukçusu, YÖK Eski Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Türk Parlamenterler Birliği İzmir Şube Başkanı 20. Dönem Milletvekili ve Ege-Koop Danışma Kurulu üyesi Avukat Metin Öney ve Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Şükran Soner katıldı.
Panelin açılış konuşmasını yapan Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan,”Uzlaşmayla hazırlanan sivil, katılımcı, özgürlükçü ve demokratik Anayasa; egemen güçlerin yanında azınlığın ve güçsüzlerin de hak ve özgürlüklerini koruyup güvenceye almaktadır” dedi.
Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde İzmirlilerin yoğun katılımıyla gerçekleşen panelde konuşan Aslan, Anayasa değişikliği sürecinde AKP’nin uyguladığı metodu da sert eleştirdi. AKP’nin parlamentoda uzlaşma aramadığını ve kendi ihtiyacını ön planda tutarak ‘çatışmacı’ metot izlediğini ifade eden Başkan Aslan ”AKP tek başına hazırladığı ve iktidar olanaklarını kullanarak halka oylatma inadındadır.  Oysa Avrupa Birliği Komisyonu, Anayasa değişikliği konusuna ilişkin açıklamasında “Tüm siyasi partilerin sivil toplumun katılımıyla bir diyalog ve uzlaşma ruhu içinde mümkün olan en kapsamlı istişarelerin yürütülmesi önem taşıyor” denilerek AKP’nin “çatışmacı” metodu eleştirilmektedir” diye konuştu. Aslan, “Eğer; Anayasa Mahkemesi engeli açılır, iktidarın baskısıyla Anayasa değişikliği referandumda halka onaylatılırsa; Yürütme, yasama ve yargı siyasal iktidarın elinde toplanacak, Siyasal iktidar üzerindeki Anayasal denetim kalkacak, Yargı; güçsüz, itibarsız ve etkisiz hale getirileceği için adalet dağıtmadaki hakemlik görevini yerine getiremeyecektir. Oysa hedef; temsil adaletine uygun, AB Standartarında, kuvvetler ayrılığına dayalı, çoğulcu, çok sesli, katılımcı, hesap verebilir, hesap sorabilir, toplumcu, sivil ve demokratik bir Anayasa olmalıdır. Yürütme gücünün “Demokrasi Örtüsü” altında Yasama ve Yargı üzerinde “Egemenlik” kurması ve bu doğrultudaki Anayasa değişikliği; sistemin bütün “Dinamiklerini”, “Denge Ve Fren” sistemini bozar. Böyle bir yapı oluşmuşsa; çoğunluk iktidarının bizzat kendisi; “Kontrolsüz güç” haline gelerek demokrasi ve toplum için tehdit oluşturur” dedi.

Değişik Kamu Yararına mı yapılıyor?
Eski YÖK Başkanı ve Anayasa Hukukçusu Erdoğan Teziç, Anayasa değişikliği konusunda TBMM Başkanı ve Cumhurbaşkanın tarafsızlığının çok önemli olduğunu vurguladı. Siyasetin hukukileşmesi olgusunun demokratik bir düzenin vazgeçilmez unsuru olduğunu belirten Teziç, "Öyle ki parlamentodaki çalışmalar bile kurallara bağlamıştır. Bunların Anayasa Mahkemesi denetimine bağlı olması siyasilerin her şeyi yapamamaları anlamına gelir. Tersi demokratik düzende kabul edilemez. Hukukun siyasileşmesi dediğimiz zaman orada artık baskı yönetime doğru gidiş kapıları açılmış demektir. Bugün içinde bulunduğumuz tablo, siyasetin hukukileşmesinden sıyrılıp hukukun siyasileşmesine doğru giden bir adımdır." diye konuştu. YÖK eski Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç 2007 yılında başlayan Anayasa değişikliği serüveninin referandum ile sonuçlanma aşamasına gelindiğini, ancak bu süreçte geniş bir katılımın bulunmadığına dikkati çekti.

Anayasa değişikliğinin sayılara bağlandığını dile getiren Prof. Dr. Teziç, Cumhuriyet tarihi boyunca elde edilen tecrübelerin göz ardı edildiğini söyleyerek, “1961 Anayasa'sı denge unsurunu dikkate almış bir Anayasa'dır, ama ömrünün kısa olmasının nedeni Demokrat Parti üyelerinin komisyonlarda bulunmamasıdır. Eğer geniş katılma olsaydı, DP'liler de katılmış olsalardı yine böyle bir Anayasa ortaya çıkacaktı, ama Anayasa varlığını sürdürebilecekti. Bu bakımdan geçmişte sahip olduğumuz hukuk zenginliğini yok sayarak bir şey yapmak bize bir şey kazandırmaz” diye konuştu.

Anayasa Mahkemesi'nin bir işlemin kamu yararı amacıyla mı, yoksa başka bir amaçla mı yapılıp yapılmadığını incelediğini ifade eden Prof. Dr. Teziç, “Anayasa Mahkemeleri, parlamentonun işlemlerinin de kamu yararı için mi yapılıyor, yoksa başka amaçla mı yapılıyor? Bunu denetlemek için kurulmuş mahkemelerdir. ABD, bunun öncülüğünü yapmış bir ülkedir. Denir ki, ‘Amerikan Anayasası, Federal Yüksek Mahkeme'nin söylediğidir’. Bizim de Anayasa Mahkememizin içtihatlarına sahip çıkma tutkumuzu hukuk devleti aşkıyla rahatlıkla söyleyebilmeliyiz. Bu yol devam edebilmeli.  ‘Türk Anayasa Düzeni, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlarla okunur’ dememiz lazım. Onun için de Ankara'da yargıçlar var diyebileceğimiz süreci yaşıyoruz. 2'nci Dünya Savaşı'ndan sonra siyasetin hukukileşmesi olgusu ortaya çıkmıştı. Bu demokratik düzenin vazgeçilmez unsuru haline geldi. Ancak bugün içerisinde bulunduğumuz süreçte, hukuk siyasileşmiştir. Bu bir baskı yönetimi. Diktatoryal bir yönetimin kapıları açılmıştır” dedi.

Gücünüzü Birleştirin, Hapı Yutmayın
Konuşmasının başında 27 Mayıs'a değinen Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 27 Mayıs'ın 50'nci yılına denk gelen toplantının, olayın üzerine estirilmek istenilen birtakım çeşitli hedeflere yönelik rüzgarların altında yapıldığını dile getirdi. 27 Mayıs'ın toplumun çeşitli kesimleri tarafından çeşitli şekillerde yorumlandığını belirten Kanadoğlu, Türkiye'de yapılanın halkın acıma duygusu üzerinden oy toplamak olduğunu, bu sistemin artık bırakılması gerektiğini, bu yolla bazı gerçeklerin kamuoyundan gizlendiğini söyledi.
Anayasa değişikliğinin mutlaka yapılması gerektiğini, 1982 yılından bu yana 16 defa değiştirilen, 86 maddesi değişen Anayasa'da dil bütünlüğü bile kalmadığını anlatan Kanadoğlu, böyle bir Anayasa'nın 2011 Türkiyesi'nin ihtiyaçlarını karşılamayacağı gerçeğinin ortada olduğunu ifade etti. Anayasa değişikliğinin yapılış şeklinin yanlış olduğunu belirten Kanadoğlu, “Bu şekilde bir Anayasa değişikliği dünyanın hiçbir yerinde yapılmamıştır. Böyle doğrudan doğruya bir dayatmaya ve baskıya dayalı ‘Ben nasıl olsa çoğunluğu elimde tutuyorum, o halde de Anayasa değişikliğini yapıyorum’ demek, hele bir de süre tanımak yapılmaması gereken ilk iş idi” dedi.
Çağdaş demokrasinin üç temel unsuru olduğunu, bunların Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini oluşturduğunu, Anayasa değişikliğinin laik devlete karşı tehdit olduğu Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 10'unun kabulüyle tescillenen bir parti tarafından yapılmak istenildiğini anlatan Kanadoğlu, “Bunu yapan iktidarın, çağdaş demokrasinin koşulu olan hukuk devletini ortadan kaldırmaya çalıştığını görüyoruz. Eğer çağdaş bir demokrasi istiyorsanız ve çağdaş bir anayasanın Türkiye'de vatandaşlara insan hak ve özgürlüklerini sağlayacak bir anayasa değişikliği istiyorsak her şeyden önce vazgeçilmez diğer koşulları da aramamız gerekir. Eğer siz çoğulculuk ilkesini bir tarafa bırakıyorsanız anayasa da böyle bir değişiklik yapmıyorsanız katılımcılığı bir kenara bırakıyorsanız, saydamlık ilkesine saygı göstermiyor ve dokunulmazlıklara dokunmuyorsanız, o zaman sizin ciddi, samimi bir amacınız yok demektir. Sizin yapmak istediğiniz kendinize bağlı bir yargı yaratma çabasıdır. Böyle bir yargı hukuk devleti ilkesine uygun değildir. Hukuk devleti, iktidara bağlı bir yargının hoş görüldüğü bir rejim değildir” diye konuştu.
Anayasa değişikliğinin parti kapatmanın ve odak olma noktasına bir kez daha gelindiğinde kendi aleyhine bir karar çıkmasını istemeyen iktidarın Anayasa Mahkemesi'ni kendi istediği gibi şekillendirmek isteğinden doğduğunu belirten Kanadoğlu, “Çünkü bakanlar, başbakanlar yüce divanda yargılanır, dokunulmazlık sürerken bu olmaz, ama siyasi iktidar bitince yüce divan görülünce siyasi iktidarın hakimini kendi tayin etmesi biçiminde bir girişimde bulunduğunu kabul etmek zorunlu olacaktır. Bu Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan sıfatıyla çalıştığı bir durumda kendi hakimini kendisinin seçmesi hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Anayasa Mahkemesi’nin oluşumunu değiştirme çabası o hale geldi ki, 17 kişinin 11’i hukukçu olmayabilecektir. 11 kişinin hukukçu olmadığı bir heyetin mahkeme sıfatını taşıması zaten mümkün değildir, adil yargılanmayı engeller, çünkü bir mahkemenin adil olması için öncelikle çalışacak kişilerin hakim olması gerekir” dedi.
Anayasa Mahkemesi'nin değişiklik talebini reddetmesi halinde referandumun ‘Plebisit’ haline dönüşeceğini belirten Kanadoğlu, “Eğer işsizliğe evet diyorsan bu anayasaya evet de, eğer yoksulluğa evet diyorsan bu anayasa evet de, eğer yolsuzlukların devamına ‘evet’ diyorsan, bu Anayasa'ya ‘evet’ de. Halk oyunu bu şekilde kullanacaktır. Dediler ki, ‘biz bunu bir hap haline getirdik’. Bu hap, bir takım soslarla örtülmeye çalışılıyorsa, herhalde benim değerli yurttaşım bu hapı yutmayacaktır” dedi.

Hukuk Devleti mi? Parti Devleti mi?
Konuşmasına “Hukuk devleti mi? Parti devleti mi? “ sorusuyla başlayan Türk Parlamenterler Birliği İzmir Şube Başkanı 20. Dönem Milletvekili ve Ege-Koop Danışma Kurulu üyesi Avukat Metin Öney “Bu soruya cevap verebilirsek sorun yok. Son yıllarda bize Mustafa Kemal’i, Cumhuriyeti, Laikliği, Üniter Devleti, Lozan’ı, Ordu’yu tartıştırdılar. Son olarak da karşımıza Anayasa değişikliğini getirdiler. Eğer cumhuriyet savcıları siyasi bir komisyondan izin alarak, dava açacaksa hukuk sistemini düşünerek bu mümkün olamaz. Hukuk devletinde buna izin verilmemelidir. Bugün saf tutmayanlar, yarın yas tutacaktır” dedi.

Cumhuriyetin Çimentosu Sağlam
“Türkiye’de demokrasi rüzgarları hala esebiliyorsa, cumhuriyetin sağlam çimentosu yüzündendir” diyen Cumhuriyet Gazetesi yazarı Şükran Soner ise “ Gelecekle sanalın ters yüz edilebiliyor. Askeri darbe hukukundan sivil darbe hukukuna geçiyoruz. Hedefler, amaçlar asla rastlantı değildir. Artık askeri darbeleri kullanmak pahalı gelmektedir. Öncelikle ekonomik kriz çarpmışken, iktidarı oy kaybederken, işsizlik, yoksullaşma halkımızı vurmuşken acil gerekçeli anayasa değişiklik paketinin iktidarları için bilinen çıkar amaçları, operasyonları dışındaki demokratikleşme bölümünün amaç değil, araç olduğunu ilan etmekte sakınca görmüyor. Ancak demokrasi rüzgarları hala esebiliyorsa, cumhuriyetin çimentosu sağlam demektir” dedi.

YORUM YAZ
Diğer Haberler

İzmir Körfezi’nde 10. kez dış kaynaklı kirlilik tespit edildi

Başkan Tugay’dan mülkiyet hakkı vurgusu

Bulgaristan İçin Sandık Başına

Kutlamaların adresi Kültürpark

Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır

Kötülüğü bu ülkede kimse kabullenmesin

2022-09-24-1664012764330-banner.jpg