İzmir’İn Paris’De Adı Var

  • 0
  • 1.493
Yazı Boyutu:

7 günlük Paris gezisinin ilk günde tesadüfen kentin kalbi konumundaki Champs-Elysees Caddesi üzerindeki EXPO İzmir Tanıtım Bürosu’nu görünce sevinçten çığlığı bastım. 580 metrekarelik ofiste 2 saat kalıp İzmir ve çevresini tanıtan dev posterleri, sinevizyon gösterisi izleyip tanıtım ekbini görünce yüreklenip başlıktaki sözleri söyledim. İnanmak her şeyin başıdır.
 
Aslında Paris’i 17 yıl önce İzmirli gazetecilerin götürüldüğü “Siyanür ile altın nasıl çıkarılıyor” konulu Fransa ve İspanya gezisi sırasında görmüştüm. Bu kez Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzik Bölümü mezunu kızım Nehir Akansu’nun konseri nedeniyle gittim. Bir baba olarak bundan büyük şeref olamazdı herhalde. Paris gezisini öyle ballandıra ballandıra anlatmayı düşünmüyorum. Ancak çıkarılması gereken dersler olması nedeniyle bazı detaylara gireceğim. Turlarımıza başlamadan önce rehberimiz kızıma “Bizi gezdirirken binalara fazla boğmadan park ve yeşilliklerin de fazla olduğu  yerlere götür” ricasında bulundum. Tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Fransızlar da tarihi yapıları en iyi şekilde korumuşlar. Dandel gibi işlenen 300 yıllık bir binada oturan kızım ilk gün bizi Champs-Elysees Caddesi üzerindeki L’Arc Triomphe anıtına götürdü. Ancak oraya gitmeden önce Paris’in görkemli yapılarından Monceau Parkı’na uğradık. Yüzyıllık dev ağaçlarla kaplı park rengarenk çiçeklerle ilkbaharın en güzel temsilcileriydi. 8 büyük bulvara açılan bir daire içinde yer alan L’Arc Triomphe dev anıt Napolyon’un savaş kazanmasından sonra yapılmış. Anıtın ününden akan cadde Champs-Elysees, Paris’in kalbi olarak adlandırılıyor ve TV’ler Fransa’dan canlı yayınları L’Arc Triomphe anıtının önünden yaparlar. Cadde trafikte 5 gidiş ve 5 gelişli olarak kullanılıyor.
 
İzmir EXPO Bürosu Champs-Elysees Caddesinde
Binlerce turistin fotoğraf çektiği L’Arc Triomphe anıtı ve Champs-Elysees Caddesi’nde yürürken aniden Türk Bayrağı’nın dalgalandığı EXPO-2020’ye aday İzmir Bürosu’nu görünce sevinçten çığlığı bastım. Aslında henüz iki gün olmuştu İzmir’den ayrılalı ancak yabancı bir ülkede herhalde milli duygular böyle patlıyordu. İzmir EXPO bürosunun caddeye bakan binan girişinde dev ekrandan İzmir görüntülerini heyecanla izledik. Her taraf İzmir ve çevresini tanıtan posterlerle doluydu. Kendimizi tanıtınca Fransa’da doğup büyüyen Türkçe ve Fransızcası mükemmel olan Alime Saraydere bizi Kültür ve Tanıtım Ateşesi Kalbiye Noyan’ın yanına çıkardı. İki güler yüzlü ve kültürlü hanımdan demlenmiş tavşan kanı çayımı yudumlarken çalışmaları hakkında bilgiler aldım. Kalbiye Hanım İzmir doğumlu değil ancak yaşamının  önemli bölümü bu kentte geçtiği için kendini izmirli ve Egeli gibi hissediyormuş.  İzmir Kız lisesinin ardından istanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünü bitirip restorasyon masterı yapmış. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda Daire Başkanlığı yaparken Paris Büyükelçiliği Kültür ve Tanıtım Müşavirliği’ne atanmış. “İzmir’in EXPO adaylığı ile Paris görevimin çakışması da hoş bir tesadüf oldu” diyen Noyan, “Bir İzmir hatta Ege sevdalısı olarak bu sürece cani gönülden bütün katkımı koymak istiyorum. 580 metrekarelik ofisin İzmir adaylığını ön plana çıkaracak biçimdeki tadilatını gerçekleştirip 21 Kasım 2011’de çok başarılı geçen İzmir tanıtım gecesini yaptık. Yani İzmir’in Paris’te adı var. Bunu başlık yapabilirsiniz”dedi.
 
Herkes EXPO için mücadele etmeli
Paris dönüşümde en çok sorulan soru “Eyfel Kulesine çıktın mı?” oldu. Evet çıktım ancak manzarasından daha çok ne  amaçla ve hangi zorluklarla yapıldığı, kente kazandırdığı turist ve ekonomik katkısı daha önemliydi. 123 yaşındaki bu dünya sembolü bizim yıllardır peşinde olduğumuz EXPO fuarı için 1889 yılında inşaa edilmş.
Ülkeler EXPO’yu kazanmak için birbirleriyle yarışıyorlar. En son 2010 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin Şanghay kentinde yapılan EXPO Fuarı’nı, 157 ülkeden 73 milyon kişi gezmiş. Yapılan kente ve ülkeye ekonomik getirisinin yaklaşık 50 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor. Dünyanın en önemli markası Coca Cola’nın Türk Yönetim Kurulu Başkan Muhtar Kent’in de aralarında bulunduğu pek çok dünya starımız EXPO”yu  İzmir’e kazandırmak için tüm güçleri ile mücadele edecekler. Bu heyecanın 2013 Kasım ayına kadar katlanarak artmasını diliyorum.
 
Eyfel Kulesi matbaa gibi para basıyor
Her ne kadar yaşamım boyunca demire karşı soğuk olsamda Eyfel Kulesi için ayağa kalkar şapka çıkarırım. Şu an için şüphesiz dünyanın en önemli ve bilinen yapılarından birisi olan Eyfel Kulesi’ne yılda ortalama 7-8 milyon turist çıkıyormuş. 2002 yılında 20 milyon ziyaretçi ile rekor kırılmış. Kuleyi 7 milyon 739 bin 401 Frank 31 Sent’e tamamlayan Gustave Eiffel, yılda sadece 500 bin civarında ziyaretçinin ilgisini çekebileceğini tahmin etmiş ancak 1889 yılı açılış tarihden önce 5 ayda 1 milyon 900 bin kişi ziyaret edince, yıl sonuna kadar toplam masrafın 3/4'nü çıkarılmış. Özel teknikler sayesinde çelik yerine demirden inşa edildiği için günümüze kadar sağlam olarak gelmiş. Fransızlar onu Demir Bayan olarak adlandırıyor. Ziyaretçi sayısının açıldığı günden günümüze kadar 250 milyonu aştığı tahmin ediliyor. Merdivenle 2.kata çıkış ise 5, asansör ile 8 Euro, en tepesine çıkış ise 13 Euro. 330 projektör, 20 bin spotla ışıklandırılıyor.
 
Kızım Nehir Akansu çok gururlandırdı
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzik Bölümü’nde okurken ERASMUS bursu kazanarak Maceristan’ın Başkenti Budapeşte’deki List Müzik Akademisi’nden mezun olan kızım Nehir Akansu, Paris’te yüksek lisans eğitimi görüyor. Aynı zamanda Les Cles d'Euphonia ile Sorbonne Üniversitesi Klasik Müzik Orkestrası’nda viyola çalıyor. Parisa’e gitmemizin en önemli nedeni 21 Nisan’da Les Lles d'Euphonia orkestrasının vereceği konseri izlemekti. 500 yıllık Bulvar Batignoles Reform Kilisesi’nde Paris’in ünlü şeflerinden Laetitia Trouve’nın yönettiği orkestra Çaykovski’den “Lac des Cygnes”, Dvorjak’tan “La sorciere de midi” ve Mendelssohn’dan “Ouverture de la belle Mélusine” eserlerini çalarak geceye damgasını vurdu. İzmirli Nehir Akansu’nun Paris’teki bu başarısı tabiki ağlamamı engelleyemedi. Daha yolun başındayken ‘Ben kızımın Avrupalarda konserlerini dinleyeceğim” dileğim gerçek olduğu için Allahıma şükrettim. Vatana, millete ve dünyaya iyi ve faydalı bir insan yetiştirdiğimiz için anne-baba olarak büyük gurur duyduk. Tüm anne ve babaların evlatlarından böyle başarıları yaşamasını dilerim.   
 
Parklar ve peyzajlara mest oldum 
Notre-Dame kilisesi, Trocadero meydanı, Seine Nehri, Louvre Müzesi, gece hayatının en renkli olduğu ve Türkçe anlamı Kırmızı Değirmen olan Moulin Rouge, Paris’in kuşbakışı izlediği Montmarte tepesi, Sacre-Coeur kilisesi gibi turistlerin akın ettiği yerleri gezmekten çok fazla heyecanlanmadım açıkçası. Metrolarda ve sokaklardaki müzisyenleri dinlemek ve Louvre Müzesi’nin önündeki Tulleries bahçesi ile Jardin du Luxembourg ve  Monceau parklarında geçirdiğim dakikalar bana daha cazip geldi. Ne derler “Renkler ve zevkler tartışılmaz”. Ancak şu bir gerçek ki gazetecilerin olduğu kadar kent yöneticilerinin de böylesi dünya kentlerini görüp dersler çıkarması gerektiğini söyleyebilirim.

YORUM YAZ
Arşiv