Mutlu Kokuların Büyüsü Gazete Haberiyle Uçtu

  • 0
  • 1.038
Yazı Boyutu:

Bu pazar günü uyandım. Bir porsiyon elma yedikten, sonra gri havanın moralime olan muhalefeti nedeniyle, dışarıda değil de, salonumdaki koşu bandında 45 dakika yürüyüş yaptım. Bant üzerinde olduğum yerde yürüyüş yaparken kendimi laboratuvar faresi gibi hissetsem de olası en iyi seçenekti benim için o an… Duşumu aldıktan sonra gazete ve kahvaltı faslı başlar normalde… Kahvaltı yaptım ama gazete sona kalmıştı. Bu kez kendimi dışarı atasım geldi. Koşu bandı beni kesmemiş olmalı; hazırlanıp pazar yerine gittim. Bolca yeşillik, meyve aldım.

Pazar yerinde renk cümbüşü içinde her şey nasıl da keyifli, taptaze ve leziz duruyordu… Somon balığının pespembe etli ve yağsız yerlerinden almak istediğimde bana göre çok büyük bir parçayı (yaklaşık yarım levrek kadar) bölmeden bana vermek istediler. Kabul etmedim ve doğal olarak yiyemedim. “Hepsini alsam, hepsini bir kerede yer miydim acaba?” diye düşünüp korktum kendimden ve kendime karşı tedbir aldım. Yani somonu almadım. Oradan da market alışverişi yapıp eve geçtim. Elimdekileri yerleştirdim.

Sebze ve meyveleri sanitize eden, yani bitkilerdeki dış zarda bulunan mumsu tabaka, zirai ilaç, parazit yumurtaları ve zararlı bakterilerden arındıran bir solüsyon ile tüm bitkilerimi (roka, maydanoz, kıvırcık, pazı, mantar, elma) yıkadım. Daha pişirmeye başlamadan burnuma enfes kokular geliyordu. Aman tanrım, kim demiş diyetisyen düşük kalori düşünecek derken lezzetsiz yemek yapar diye…

Mantarları özel arındırıcı solüsyondan çıkarıp iyice duruladıktan, sonra iri iri doğradım ve biraz yağsız susuz olarak teflonda çevirdim. Az miktarda zeytinyağını da koyduktan sonra çırpılmış 2 adet yumurtayı üzerine döktüm ve kısık ateşte pişirirken kekik ve pul biberin kattığı lezzet tüm mutfağı sarmıştı bile…

O sırada ben de yeşillikleri durulayıp diyet tonbalığını açtım. Pazarcılar yesin anormal büyük somonu yağlı yağlı uuuffff….

Teneke içinden gelen kötü koku soğuk suyla yıkanınca geçiyor ve lezzet katan malzemeleri üzerine döktüğünüzde sevimsiz balıklı salata cümbüşe dönüşüyor. Nasıl mı? Roka, maydanoz, kıvırcık, şeri domates iri iri doğranır. Üzerine diyet ton balığı yıkanıp dökülür. Sonra (bunları not alın bence) balzamik sirke, gerçek nar ekşisi ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağından oluşan sos içine 1 küçük diş sarımsak dövülür, çırpılıp dinlendirilir. İri iri kırıklanmış bir cevizin içi, yağsız az tuzlu köy peyniri, kekik, kuru nane salata üzerine serpilir. Malum lezzetli yağsız sos üzerine dökülür. Ellere ayaklara kan şekeri düştüğü için değil ama, heyecandan titreme gelince, salatayı yeme zamanı gelmiş demektir. Afiyetle yenir.

Artık sütlü, domates salçalı, biber salçalı, bol kuru naneli, az kekikli, az kimyonlu, blenderdan geçirilmiş tarhana çorbası da pişirilir. Altını kapatmaya yakın bir minik diş sarımsağı incecik doğrayın. Annelerimizin dediği gibi hemen 2 taşım kaynatıp altını kapatın. Ben bunu içmeyi planladığım için ekmek yememiştim. Balıklı salatanın üzerine tek kepçe çorba farz oldu artık, çünkü mutfak inanılmaz mutlu kokular yayıyor. Bir danışanımın deyimiyle “Alice harikalar diyarı” gibi kokuyor. Tarhanayı bu formülle yaptığınızda kokuya dayanamayıp içeceksiniz. Çorbanın sıcaklığı dilinizi yakması pahasına hem de… Aksi vakit kaybı olacaktır.

Diğer yandan iri doğranmış bir demet pazıyı tencereye yerleştirin. Üzerine 1-2 yemek kaşığı natürel sızma zeytinyağını dökün. Hafif ateşte kapağı kapalı olarak biraz bekledikten sonra üzerine iri iri doğranmış, yarım ay şeklindeki kuru soğan dilimlerini dökün. 1 su bardağında sulandırılıp çırpılmış az miktarda domates ve biber salçalarını tencereye dökün. Üzerine kara biber, 1 minik diş incecik dilimlenmiş sarımsak ve 1 yemek kaşığı kadar kepekli, esmer renkte, natürel, iri bulguru serpin. Kapağını kapatıp, kısık ateşte kısa süre pişirin. Bunu kapaklı bir beslenme kabına alıp baş ucunuza koyun. Sakın yemeyin!! Zaten ton balıklı salata ve çorba doyurdu. Bu son pişen yemeği yemeyip, yanında yatmanız gerekiyor. Zaten bir kaşık tadına bakacak olursanız bilinçaltınızdan gelecektir; yemeği paketleyip yastığın baş ucuna koyma hareketi…

İşte böyle klasik bir Pazar geçirdikten sonra www.bizimizmir.net e bu hafta hangi konuda yazsam diyordum ki… İşte o elime alıp da okuduğum gazetede ne göreyim: “Üzüm suyu anne sütü gibidir” diye bir başlık!!?? İnanılır gibi değil… Huzur içinde ne güzel bir Pazar günü geçiriyordum, beynimden kaynar sular boşaldı. Bir bilim adamı anne sütünün yetmediği yerde üzüm suyu anne sütünü karşılar diyor. Bunun için de yetişkin insanların hangi hastalıklarına iyi geldiğini listeliyor. Acaba her bitkisel besin her yaş grubunda her durumda her hastalıkta isabetli sonuç verebilir mi? Şimdi bu haberi okuyan her hastam bana bunun doğruluğunu soracak. Şaka gibi… Belki de sorma gereği bile duymayacak. Sizce üzüm suyu anne sütü yetmese bile kalkıp da bir bilim insanı olup anne sütüne eşdeğerdir denilebilir mi? Bir sonraki yazım; anne sütünün içeriği ile üzüm suyunun içeriklerini karşılaştırma ve üzüm suyunun bebeklerdeki olumlu olumsuz etkilerinin neler olabileceği üzerine olacak. Falanca bir Tıp Fakültesi Biyokimya bölümünde görevli bir bilim insanının, “üzüm suyu, anne sütü yetmediğinde, anne sütüne eşdeğerdir” gibi tehlikeli ve gereksiz derecede cesur bir yönlendirme yapması etik mi? Böylesine tartışmaya açık konularda hele ki kendi branşınız değilse, konu üzerinde fikir yürütmeyi beslenme uzmanına bırakmak, halkı yanlış yönlendirmemek daha doğru olmaz mı?

YORUM YAZ
Arşiv