Yemek Ya Da Yememek… İşte Bütün Mesele Bu.

  • 0
  • 746
Yazı Boyutu:

Genç, sabah kalktı kalkmasına da her zaman ki gibi işe gecikmeli…
O telaşın içinde hazırlanırken terlikler pijamalar havada uçuştu. Kahvaltı yapsa işe iyice geç kalacaktı. Çok aç uyanmadığı için atladığı öğün yanına kar kalacaktı. Fazla kiloları, son zamanlarda öfke ve stresten giderek artmış durumdaydı. Doğru ofise yol aldı. Trafik tam bir felaketti. İyi ki kahvaltıyı falan araya karıştırmadan hemen yola düşmüştü...

Ofise ulaşır ulaşmaz çaycı Feza Hanım’ dan hemen kahvesini istedi. Ne çok iş vardı…
 “Acaba yetişir mi” adlı gerilim sabahtan başlamış içini kemiriyordu. Konsantre olmuş vaziyette, dikkatsizlik yapmadan, hatta hiç bir ayrıntıyı gözden kaçırmadan öğleden sonraki görüşmesine hazırlanmalıydı. İçten içe bu durum da midesini kemiriyor sanki daha da çok acıkıyordu. Bol bol çay servisiyle öğleye kadar bir şekilde iş saatini geçirdi. Yeme içme gibi bir keyfe zamanı yoktu. Biraz depo yağları kullanmak ümidindeydi.
 
Fakat öğle yemeğinde gerçek bir kurt gibi acıkmıştı. Bir an önce yemeğini yiyip karnını kısa sürede sımsıkı doyurduktan sonra çok önemsediği bir müşteri ziyaretine giderek yüzyılın pazarlama dehası olduğunu kanıtlayıp olağan üstü performans göstermeliydi. Primleri ve hatta terfisi neredeyse buna bağlıydı. Sabahtan itibaren hiçbir şey yemeyerek sağlam bir öğle yemeğini hak ettiğine şüphe yoktu. “İskender bir porsiyon yeterli, tereyağsız olsun. Zayıflamak lazım. Önden çorba alayım, kan şekerim düştü.
Künefeyi de ne güzel yapıyorsunuz…
Bir de en son künefe alayım.
Öğleden sonra önemli işler var; künefe bana başarı dileğiniz olsun.” diyerek garsona gülümsedi. Garson, Suzan Hanım’ ın İskender için porsiyon küçültmesine şaşırmış beslenmesine göstermeye başladığı özeni takdir etmişti: “Hay hay efendim. Ben size önden bir tulum, tereyağ, lavaş getireyim seversiniz.” Suzan Hanım derin bir iç çekti: “Ya bakın işte buna hayır diyemiyorum” Garson: “içecek alır mıydınız?” Suzan Hanım: “ Diyet kola olsun” Suzan Hanım inceden bir huzursuzlukla: “Şu yemek faslı sımsıkı olsun da, öğleden sonra ki iş çok önemli” deyip durdu içinden.

Yalnız kafeinli içeceklerle ayakta durabileceği yönündeki inancı ile Suzan Hanım ikindide yalnız çay ve kahve içti ve iş yerinde elde kutuyla servis edilen çikolata ve kurabiyelerden atıştırdı. Çok çekiciydi fazla da uzun sürmeyen ısrarlara dayanamayıp yedi,  minicik 3_4 kurabiyeden bir şey olmazdı nasıl olsa…
Küçükse kalorisi az olmalıydı. Bu yediklerinin tek sorumlusu kesinlikle ısrarcı arkadaşıydı. 

(Bir daha ki yazımızda uzman gözüyle buradaki hataları nedenleriyle ayrıntılı biçimde değerlendireceğim. Sonraki yazıları takip ederek, eğlenceli bir “iç sesimiz ve doğru bildiğimiz yanlışlar” serüvenine dahil olacağınızı düşünüyorum. Çevrenizde yeme içmeye dair olayları gören gözlerle inceleyip, sizin de yeme davranışınızı ve iç sesinizi geliştirebilmeniz ümidiyle.)

Bir süredir beklediğim sorular gelmeye başlayınca yazılarımın özellikle muhatapları tarafından  ilgi görmeye başladığına kaanat getirdim ve sorunları olanlara katkı verecek, destek olacak cevapları vermeye başladım artık....
 
Kamil K. Güne enerjik başlama dışında kahvaltıyı atlamamanın zayıflamaya ne gibi bir avantajı olabilir?
Cevap: Metabolizma, iç organların çalışarak 24 saatte harcayabildikleri maksimum enerji değeridir. Örneğin Suzan Hanım’ ın metabolizma hızı 1500 kcal olsun. Kahvaltıyı atlayıp öğle ve akşam yemeği ve 1 ara öğün şeklinde beslenen bir bireyin sindirim sistemine ait iç organları da o saatlerde kısa bir süre için çalışacaktır. 1500 kalori  metabolik harcama kapasitesinin tamamından yararlanamayıp en çok 850 kalori civarında enerji yakacaktır. Yani öğün atlanıldığı için, 650 kalori daha fazladan harcayabilecekken 850 kalori ile bu kapasiteden tam faydalanamamış olacaktır. Bu açığı yürüyüşle kapatmaya kalksanız, saatte ortalama 200 kalori yakıldığına göre tam 3,5 saat duraklamasız tempolu yürüyüşe çıkmalısınız. Bu nedenle öğün atlamamak az az sık sık beslenmek metabolizma hızını en iyi şekilde değerlendirmemizi sağlar.

Filiz G. Çikolata neden küçücük parça da olsa hızla kilo aldırıyor ve başka ne gibi zararları var?

 

Cevap: Yenilen her besinde önce karbonhidratlar yakılır, sonra eğer karbonhidratı fazla almadıysanız sıra yağların yakımına gelebilir. Halbuki çikolatada fazlaca şeker ve yağ birlikte bulunur. Light çikolatanın ise formülünde tatlandırıcı kullanılmasına rağmen kalorisi yüksektir. Çünkü içerdiği yağın diyet olmayan bir çikolatadan farkı yoktur. Çikolatanın şekerlerinin yakımı mümkünse bile yağları önemli oranda depolanmaya hazırdır. Bağımlılık seviyemiz anlamına gelen şeker eşiğimiz yükselir.
Ayrıca tüketildikten sonra kanda şeker hızla yükselir insulin salgılanır ve kan şekeri bu kez hızla düşer. Tekrar tatlı tada ihtiyaç duyulur ve yedikçe daha çok yeme ihtiyacı doğar. İşte bu da çikolatanın bağımlılık yapma hikayesidir.
Hem bağımlılık yapan, hem de bol şekerin beraberinde, direkt olarak depolanmak üzere bol yağ içererek hızlı kilo aldıran çikolata, çocukluğumuzda tabak yapımında kullanılan “melamin” içerir. Melamin içerdiğini test etmek üzere teflon tavaya çikolata parçanızı koyun ve ocakta eritmeyi deneyin: Plastiksi bir erime gösterdiğini göreceksiniz. Ocak sıcaklığında erimekte zorlanan çikolata zavallı 37 santigrat derece vücut sıcaklığında asla erimeyerek kalp damarlarını tıkayacak ve lenf dolaşımını zorlaştırarak selülit oluşumuna yol açacaktır.
Çikolatanın içinde çok sayıda katkı maddesi bulunur. Katkı maddelerinin obeziteye ilişkin 600 çeşit gen dokusunda tahribata neden olup şişmanlığa yol açtığını doğrulayan pek çok bilimsel yayın mevcuttur.

YORUM YAZ
Arşiv