Simya- Alşimi

  • 0
  • 238
Yazı Boyutu:








Merhaba Sevgili Can’lar, Bizim İzmir ‘in Sevgili Okurları

SİMYA- ALŞİMİ
Simya toplum tarafından bilinen tanımıyla ‘’kurşunu altına çevirme sanatı’’dır. Simyayı kendi başına ayrı bir bilim olmaktan çok bir ‘’proto-bilim’’ şeklinde tanımlamak doğru olur. Çünkü simyacıların yaptığı bir çok gözlem ve teori bilimsel gerçeklere dayanmasına rağmen genellikle bunlara ‘’sihir’’ ya da ilahi müdahaleyle açıklayabiliriz. Simya uğraşlarının en çok bilineni, baz matelleri değerli olanlara özellikle de kurşunu altına dönüştürmeye yönelik neredeyse faydası olmayan bir çabaydı. Ortaçağ Avrupa’sı vebayla boğuşurken simyanın tıbbi kullanılmalarının çok daha güvenilir bir altın kaynağı olduğunun ortaya çıkmasından dolayı bu düşünceye sahip olmuş olabilirler.

Simyacılar en popüler oldukları zamanlarda bile genellikle astrologlar, hokkabazlar, sihirbazlar olarak sınıflandırılıyorlar. Çoğu zaman da cadı ve büyücü olarak sınıflandırılıyorlardı. Simya günümüzde paranormalin koruyucusu olarak hala vardır ve bir çok simya teorisi bilimden maneviyata geçmiştir.

Bilimle deney yapan ilk insanlar teoriden çok becerilerini pratik bir şekilde kullanan Mısır ve Babilli’lerdi. Mısırlı simyacılar kurşunun yüzeyini sarı görünecek şekilde yumurta sarısı ile boyayarak elde etmeye çalıştırlar. Simya kelimesi Yunancadan ‘’Mısır Sanatı’’ anlamında kullanılmıştır. M.Ö 600-M.S. 500 yaklaşk bin yıl boyunca Yunanlı ve Romalı filozafların dünyanın fiziksel kurallarını merak edip bu konuda çalışmalar başlayana kadar simya gözden düşmeye başladı. M.S. 1000 li yıllarda Çin’de batıdan habersiz simya kullanılıyordu. Çinliler batıdan çok daha önceleri barut, yangın çıkarıcı cihazlar ve hatta tank dahil olmak üzere birçok icat tasarladılar.

Büyücülük suçlamalarından kurtulmak için simyacılar , büyüyü aydınlık ve karanlık, iyi ve kötü olmak üzere iki sınıfa ayıran bir sistem geliştirdiler. Doğal büyü sistemleri iyi türdendi ve tüm doğal şeylerde var olan büyü ile çalışıyorlardı. Kötü büyü ise , kişinin kendi amaçları uğruna yardımcı olmak için şeytandan güç elde etmekle suçlandığı büyücülüktü. Ünlü doğa sihirbazı ve simyacı Giambattista, Della porda yazdığı yazıda ‘’ İki tür büyü vardır: biri kötü şöhretli ve mutsuzdur, çünkü kötü ruhlarla ilgilidir ve büyülerden ve kötü meraktan oluşur. Buna büyücülük denir , tüm bilgili ve iyi insanların nefret ettiği bir sanattır ‘’ diğer büyü ise doğaldır ve tüm mükemmel bilgelerin benimsediği tapındığı bir şeydir’’

Simyacılar ve onların astroloji ve doğal büyü alanındaki meslektaşları, Tudor hükümdarlığı zamanında İngiltere’de büyük güç kazandılar. İngiltere kraliçesi 1. Elizabeth taç giyme töreninin zamanını bile astrologlar tayin etti. Ayrıca yeni fizik bilimleri simya teorilerine dayanıyordu. Ancak büyü kavramlarını akıl ve mantık adına bir kenara attılar. Sonunda bugün fizik ve kimya olarak bilinen şeye yol açtılar. Simyanın karanlığa gömülmesi Isaac Newton ve Robert Boyle gibi bilim adamlarının elde ettiği ilerlemelerle başladı. Ancak gerçek bilim simyayı tamamen yok etmedi ve 20. y.y’ boyunca simya tedavilerinden ve teorilerinden alıntı yapıldı. Bir simyacını ikinci Dünya Savaşı sırasında Londra’da çalıştığı ve sivil sağlık hizmetinden mahrum kalanlara geleneksel ilaçlar sundu ve fayda sağladı. Yeni çağda ‘’Felsefe Taşı ‘’ ve ‘’ Alkahest’’ gibi maddelerin araştırılması büyük oranda terk edilmiş olsa da simyanın geleneksel tıbtaki rolü yeni bir ilgi alanıdır.

Yunan filozoflarının çoğunluğu herhangi bir şeyin bölünebileceği en küçük birimin element olduğuna inanıyordu. Aritotales dört elementi adlandırdı: ateş, hava, toprak ve su. Bu filolozaflar arasında tartışmaya yol açtı ta kii Empedokles herkesi doğru olma konusunda aynı haklara sahip olduğunu söyleyene kadar. Her şeyin dört elementin karışımından oluştuğunu öne sürdü. Bunu da bir örnekle kanıtladı. Bir sopayı yaktı. Sopa yandığına göre içinde ateş var, geriye kül kalır ve toprakta bulunur, kalıntı nemli olduğundan su bulunmalıdır. Yanan sopadan duman çıktığına göre orada da hava vardır. Element kavramı daha sonra simyanın en temel teorilerinden birinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bir maddenin özelliklerinin onun neden yapıldığına bağlıdır. Aristotales elementleri sıcak mı, soğuk mu, ıslak mı, kuru mu olduğuna göre sınıflandırdı.

Ateş ve toprak kuru
Hava ve su ıslak
Ateş ve hava sıcak
Toprak ve su soğuktu
Fakat civa gibi madenler eski sınıflandırmada yer almıyordu. Bu nedenle simyacılar Aristoteles sistemini tamamlamak için üç madde daha oluşturdu. Hydrargum/Quicksilver, daha sonra Mercury, brimstone, sülfür ve tuz. Örneğin saf gümüş elde etmek için civanın likiditesini ortadan kaldırmak mümkündü ve simyada ortak bir tema haline geldi. Eğer bir maddenin asitlik, katılık, mumluk ve yanıcılık gibi bir özelliği varsa o zaman bu madde bazı özellikleri taşıyan ancak bazı açılardan farklı olan diğer malzemelerden yapılmıştır. Örneğin teorik olarak kükürt, kurşun ve civadan altın yapmak mümkün olabilir, çünkü sarılığını kükürtten, metalikliğini kurşundan ve parlaklığını da civadan alacaktır. Modern görüşe göre simyacılar kimyager olmasalar da alaşımlar, asitler ve alkaliler, parfümler yapmayı biliyorlardı. Bunların dışında damıtma, yoğunlaşma ve geri akış, buharlaşma(aerobik ve anaerobik yanmalar. Özellikle damıtma çok heyacan verici bir gelişmeydi. Örnek : gül yaprakları ezilip alkolde eritilirse, damıtılan ürün gül yağı / parfümü haline getirilir. Simyacıları heyacanlandıran nokta ise damıtılmış yağın ‘gülün özü’ olduğunu ve bir gülü güle dönüştüren bir şeyin planını içerdiği fikriydi.

Simyacıya göre ‘Az Çoktur’.
Spiritüel olarak da ruh bedene girdiğinde beden bunu fark etmez çünkü titreşimleri farklıdır . Bu iki unsurun birbirine uyum sağlamasını sağlayan ise zihindir. Yani zihin mekanizmasının bedende var olma nedeni ruhu algılayabilme yeteneğidir. Buna ‘üçlü prensip’ denir. Simya dilinde üçlü prensip Sülfür, Civa ve Tuz’dur. Varoluş bu üçlü unsuru taşımalıdır ki bir bedene inebilsin. Tuz maddenin fiziksel formudur. Sülfür bizi varoluştan ayıran bireysel ruh yani’ auramız’dır. Civa ise her şeyi kapsayan ruhtur ‘ İlahi Kaynak’tır.
En büyük simya ise duygularımızı olumlu yönde yöneterek kendimizi iyileştirmek ve geliştirmektir. Umarım Simya ile ilgili faydalı bir yazı olmuştur.
Sevgiyle kalın,

BİLGİLENDİRME: BU MAKALE YALNIZCA BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. PROFESYONEL VE TIBBI TAVSİYENİN YERİNE GEÇMEZ. HERHANGİ YENİ BİR EGZERSİZ VEYA TEDAVİ PROGRAMINA BAŞLAMADAN ÖNCE LÜTFEN BİR SAĞLIK UZMANINA DANIŞIN.

YORUM YAZ
Arşiv