Aşkın Nörofizyolojisi Ve Ergen Cinselliği

  • 0
  • 2.714
Yazı Boyutu:

Bizim İzmir portalının değerli okurları
Bu hafta sizlerle Türk Jinekoloji Derneği İzmir Şubesi toplantısında İstanbuldan konuk konuşmacı Prof. Dr. Süleyman Engin Akhan’ın’’ Aşkın Nörobiyolojisi ve Ergen Cinselliği üzerine etkileri ‘’konusundaki sunumundan izlenimleri paylaşmak istiyorum.
Prof.Dr.Akhan aşkın tanımıyla sözlerine başladı.’’ İnsanoğlunun yaşadığı en güçlü duygu durumunu en fazla motive eden , değiştiren ve sosyal denetim mekanizmalarını olduğu gibi devre dışı bırakma gücüne sahip tek duygusal tepki aşktır.’’
 
Bahsedilen romantik veya obsesif (takıntılı,tutkulu) aşkla kadın veya erkeğin yaşamı boyunca iki en fazla üç kez karşılaşabileceğini belirtti.
170 kültürü inceleyen Helen Fishere gore, tüm kültürlerde aşkın olduğunu ve benzer bir şekilde yaşandığını anlattı.Fisherin bu nedenle once memeli hayvanları incelediğini ve hipotezinde; tüm memelilerde eş seçmenin beyinde var olan özel bir kur yapma sistemi ile ilişkili olduğunu söyledi.
Görmek ve farketmenin önemini ve ilk görüşte aşkın varlığını hipotezinde vurguladığını belirtti.(gözün gördüğünü seven gönül!) Özel kur yapma sisteminin bahsedilen bellek sistemiyle görülen ve çekici gelen ifadeleri kullandığını anlattı.
İnsanda eş seçimini şekillendiren bu nöral mekanizmanın aslında tutkulu aşk,obsesif aşk,aşık olmak veya romantik aşk olarak bilinen duygu durumunun fizyolojik alt yapısını oluşturduğunu belirtti.
 
Tüm memelilerde romantik aşkın evrimsel gelişimine bakıldığında; dikkat artışı,enerji artışı,eşi kazanmak için motivasyon,sahiplenici bir koruma ve obsessif bir takibin söz konusu olduğunu söyledi.
Psikiyatristler açısından bakıldığında; gelişimin anneyle bebek ilişkisiyle başladığını, bebeğin ilk sevgi objesinin annesi olduğunu ve bebeğin anne memesini kaybetmesinin ilk korkusu olduğunu vurguladı.
Romantik aşkta da ,anne bebek ilişkisinde de belli bir süre beraber olmanın amaçlandığını belirtti.Her iki sistemde de kullanılan beyin döngüleri ve anatomik alanların birbirlerine çok benzediğini ifade etti.
Bu süreçte etkili olan beyindeki 3 temel kimyasal maddenin;dopamine,oksitosin ve vasopressin olduğunu belirtti.
Anne bebek ilişkisinde de ,romantik aşkta da dopaminerjik sistemin aşırı aktive olmasıyla tanımlandığını, ancak anne bebek ilişkisinde bu sistemde beyinde hipotalamus denilen bölge aktive olmadığını ,çünkü burasının ayni zamanda cinsellikle ilgili merkezlerle ilintili olduğunu ifade etti.
Prof.Akhan konuyla ilgili beyinin fonksiyonel MR kesitleriyle yapılan birçok prospektif (ileriye dönük)çalışma yapıldığını ve her iki aşk türünde benzer görüntüler elde edildiğini söyledi.
Çalışmalarda ,denek olmak isteyen aşık olduğunu ifade edenlerin gerçekten aşık olup olmadığını değerlendiren (ne yazık ki türkçe olmayan) validitesi(bilimsel geçerliliği) olan internette bile bulunabilecek testler yapıldıktan sonra MR ve diğer laboratuar incelemelerinin uygulandığını söyledi.
 
Helen Fisherin 25 yıl süren çalışmalarında;aşık olanlarda en fazla uyarılan yerin MR kesitlerinde beynin ventral tegmental alan denilen bölgesi olduğunu belirtti.
Romantik aşkın tüm dopaminerjik sistemi harekete geçirdiğini,ve tek bir duyguyu değil davranışları tümüyle etkileyen bir duygu bütünlüğünü harekete geçirdiğini vurguladı.
 
Beyinde ,ventral tegmental bölge ve nucleus akumbensin bizim temel ödül mekanizmalarımızı harekete geçirdiğini belirtti.(Ancak,bir ergenin basketbol maçını kazanması,veya karne hediyesi olarak bisiklet alınması da buradaki ödül mekanizmalarını harekete geçirebiliyor)Bu sİstem harekete geçince de beynimizin prefrontal korteksini (tüm kontrol mekanizmalarımızı denetleyen bölge) baskılandığını söyledi.(Bu bölge ayni zamanda alkol bağımlılığı gibi bağımlılıklarda ve çok fazla haz alındığında baskılanıyor.)
Romantik aşkta beynin dopamine tarafından etkilenen bölgelerinde hızla yükselen dopamine düzeyleri,öforik,kalbinizde kelebeklerin uçuştuğu, önüne geçmesi mümkün olmayan yüzünüzden anlaşılan aşık olma belirtilerini ortaya çıkarıyor.Ne yazık ki kokain kullanımı da benzer bölgeleri harekete geçiriyor.Kokain kullanımı deliriuma yol açıyor.Aşık olduğunuzda da bağımlılık oluyor ve delirium tablosu yaşıyorsunuz.
Bağımlılık tanısı koymak için kullanılan 7 kriter aşık olanlarda da ortaya çıkıyor.Bunlar;
1.Yoksunluk belirtileri (onu görmeden yapamıyorsunuz)
2.Tolerans gelişir (once bir mesaj atayım, sonraki aşama gidip göreyim gibi)
3.Zarar vermesine rağmen kullanmaya devam etmek(işiniz veya dersiniz var ancak ilgilenmezsiniz)
4.Zamanın büyük bölümünü ona ayırmak (işinizdesiniz ama kafa başka yerde)
5.Başlayınca durduramamak (sürekli resimlerine bakmak v.b.)
6.Sık sık başarısız bırakma girişimleri(aramayacağım deyip tekrar aramak)
7.Psikososyal işlevlerde bozulma (ergenin anne babasını dinlemeden sürekli sevgilisini görmeye gitmesi v.b.)
Aslında bu 7 kriterden sadece 3 tanesinin olması bile bağımlılık olarak kabul edilmektedir.
Prof.Dr.Akhan; aşk duygusu yaşadığınızda serotonin düzeylerinin obsesif kompulsif,(takıntılı) nevrotik(sinirli) hastaların düzeylerine düştüğünü ifade etti.(Nedense aklıma gazetelerde yazan muz ve bitter çikulatanın serotonini arttırdığı konusu geldi).’’Aşk denilen şeyi özellikle erken dönemde serotonin düzeylerinin düşmesiyle kendini gösteren obsesif bir davranış formu olarak da tanımlayabiliriz.’’ Obsesif romantik aşkla serotonin reseptör düzeyleri arasında ciddi bir ilişkinin var olduğunu ifade etti.Aşk denilen şeyin tek kişiye yönelik ciddi bir takıntı olduğunu söyledi.
 
Romantik aşkta duygusal hafızamızı şekillendiren beyindeki amigdala denilen merkezin baskılandığını ve böylece önceden yapmadığımız kendimizi tanıyamadığımız farklı davranış biçimleri geliştirdiğimizi belirtti.(spor yapmak tekrar tekrar test çözmek amigdala tarafından hatırlanıyor,aşkta amigdala baskılanır.)
Romantik aşkla prefrontal korteks denilen beyin bölgesi de baskılanınca ‘’Aşkın gözü kördür’’ durumu ortaya çıkıyor ve karşımızdaki kişiyi olmadığı kadar büyütüyor ve idealize ediyoruz.
Prof.Dr.Akhan,davranış kalıplarını etkileyen çiftleşme ve aşk hormonu olarak da bilinen oksitosin ve vazopressinden de bahsetti.Beynimizden salgılanan bu iki hormonun aslında monogami(tek eşlilik) ve poligami (çok eşlilik)nin temelini oluşturduklarını ifade etti.
Oksitosin ve V1A tipindeki vasopressin reseptörlerinin beyinde harekete geçen dopaminerjik bölgelerde bulunduğunu belirtti.
Oksitosin anksiyolitiktir (güven verici hormon)ve özellikle romantik aşkın erken döneminde bolca salgılanıyor.(aslında hipofiz arka bölümünden salgılanan bu hormon rahim kasılmasına etkilidir ve emzirirken de bolca salgılanır)
Aşkın erken döneminde dopamine ve oksitosin etkisinde mutluluktan uçuyor ve çok güveniyorsunuz
Vazopressin ise korku ve strese yanıtı arttırıyor. Burada kadın ve erkek arasında bir fark var.Vazopressin erkekte strese cevabı çok agresif bir şekilde tetikliyor.(Kız yüzünden kavgalar v.b.)
İlginçtir, özellikle çok erken dönem tutkulu aşkta, erkekte testesteron denilen erkeklik hormonu düzeyleri düşüyor.Bunun nedeni erkeği tek bir eşe doğru yöneltmek.Kadında ise testesteron çok artıyor,gebe kalıp doğurganlığı devam etsin diye kadını cinselliğe yöneltiyor.
Aşkın erken döneminde nervgrowth faktör kan tahlilinde  son derece yüksek olarak saptanıyor.(Kişinin gerçekten aşık olduğunu gösterebilecek akademik bir kanıt.)
Prof.Dr.Akhan ; ömür boyu tek eşli olan çayır tarla sıçanını örnek olarak gösterdi,beyninin önceden belirttiğimiz merkezlerinde oksitosin reseptörlerinin daha fazla olduğunu belirtti.Ayni türden olan ancak evrimleşme sürecinde dağda yaşayan sıçanın ise çok eşli olduğunu ve beyninde vazopresin reseptörlerinin çok daha az olduğunu belirtti.Ancak dağ sıçanının vasopressin reseptörlerini yükseltirseniz, hidayete eriyor ve tek eşli yaşamaya başlıyor.Ayni şekilde çayır sıçanını oksitosin ve vazopressinle yüklerseniz davranışları birdenbire değişiyor. Dopamin 1 reseptörlerinin de eşleşmeden sonra sayısal olarak arttığını,bunun da ikinci bir eşe yönelimi engellediğini ifade etti.Ancak çayır sıçanına dopamine antagonisti (dopamine karşıtı ilaç)verirseniz,tek eşlilikten çok eşlililiğe dönüşüyor.(Dopamin antagonistleri günümüzde psikiyatride yaygın kullanılıyor) 
Prof.Dr.Akhan 6000 kişinin 5 yıl boyunca izlendiği 2009 da yayınlanan New Mexico araştırmasından da bahsetti.Kadın olsun,erkek olsun cinselliğin anne karnında karşılaşılan serbest testesteron düzeyleri ile doğrudan ilintili olduğunu vurguladı.
 
ERGEN GELİŞİMİ
Prof.Dr.Akhan; ergenlerin beyninin gelişiminin yirmili yaşların sonunda tamamlandığını vurguladı.
Yargılarımızı tartan,yaşadıklarımızı değerlendiren, vereceğimiz cevapları ve duygularımızı kontrol eden,kişilerin birbirlerini anlamasını sağlayan  beynimizin kumanda merkezi olan prefrontal kortekstir.
Prefrontal korteksi gelişmiş toplumlarda ,kültürlerde insanların birbirlerini anlaması daha kolay oluyor.
Ne yazıkki ergen beyninde gelişimini en geç tamamlayan bölüm prefrontal korteks dediğimiz beynin ön bölümüdür.
Ergen beyni 12 yaş civarında gelişmeye başlıyor ve gelişimini 20 yaş civarında tamamlıyor.(18yaş altı cezai ehliyet?)
Doğumdan sonra bebekte hızlı bir snaptogenez (sinir hücreleri arası bağlantıların artması) başlıyor,bebek 2-4 aylık olunca en üst düzeye ulaşıyor.Bu sürede myelinizasyon denen sinir hücreleri kılıflarının artması devam ediyor.3 yaş civarında erişkin düzeyine iniyor ,yani arada budanıyor ,buna da ’’budanma periyodu’’ deniyor.Ancak prefrontal korteksde çocukluk ve pubertede snaptogenez artarak devam ediyor ve budanma dönemi beynin sadece bu bölümünde ergenliğe rast geliyor ve ancak yirmili yaşların başında organize olabiliyor.
Bu nedenle ergenlerin karar verme mekanizmaları çok yavaş çalışıyor, doğru ve hızlı karar vermede güçlük çekiyorlar,öfke patlamaları oluyor ve gereksiz riskli davranışlarda bulunuyorlar.
Ancak burada sorun ,ergenlerde erken ve hızlı gelişen beyin merkezi nucleus akumbens oluyor.Bu merkez ödül ve haz merkezi ve MR çalışmalarında ergenlerde, çocuklardan veya erişkinlerden daha fazla gelişmiş olduğu görülüyor.Küçük,orta veya büyük ödül verilse bile cevapları çok daha fazla ve güçlü oluyor.Küçük bir öpücük koskoca bir aşkı alevlendirebiliyor,veya en yetişkinlere garip gelen en ufak bir şey için yorganı yakabilen davranışlar gösterebiliyorlar.Bir ufak ödül için herşeyi arkasında bırakıp gidebiliyor veya çok agresif davranışlarda bulunabiliyorlar.
Ayrıca nucleus akumbenste dopamine reseptörleri ergenlik öncesi puberte dediğimiz dönemde artıyor ve tüm ergenlik döneminde yüksek kalıyor.
Ergenlerde, cinsellikle ilgili bölümleri çok fazla olan beynin hipotalamus bölgesi de etkileniyor ve cinsellikleri de çok hızlı tetiklenebiliyor.(Dopamin reseptör düzeyleri ile ilk cinsel ilişki yaşıyla ilgiyi araştıran çalışmalarda ciddi bağlantılar bulunmuş.)
Büyük aşkların ergenlikte yaşanmasının nedeninin bahsedilen mekanizmalar olduğunu vurgulayan Prof.Dr.Akhan , bin yıl arayla farklı kültürlerde ortaya çıkan öykülerde,Romeo ve Jüliyet ,Ferhat ile Şirin aşklarındaki benzerliklerin bir rastlantı olmadığına değindi ,aşk ve ergen cinselliğinin tüm kültürlerde ortak bir biçimde yaşandığını ifade etti.
Bir psikolog olan Robert Stenbergin ’’Aşk üçgeninden’’ de bahsetti.
Romantik aşkın birinci evresinin altı ay bir yıl arası sürdüğünü,bu dönemde öfori, tutku heyecan, stres, kavuşamama, agresivitenin(hırçınlık,saldırganlık) aşkın alevlendiği dönemde yaşandığını belirtti.
Daha sonra oksitosin ve vazopressinin etkili olduğu sakinlik ve güven dolu bir aşk dönemi yaşandığını söyledi.
Üçüncü dönemde tutkunun azaldığı ,arkadaşlık ve bağlılığın yüksek olduğu cinselliğin de paylaşıldığı müşterek aşk döneminin başladığını ifade etti.(Sorun, tutkulu aşkı bu üçüncü aşamaya taşıyabilmek)
Helen Fishere gore problem dördüncü yıl ortaya çıkıyor ve buna ‘’Dördüncü yıl kaşıntısı’’ adı veriliyor.
Psikiyatrist ve psikologların ,bir çocuğun makul gelişimi için en az beraber olmaları gereken sürenin dört yıl olduğunu söylediklerini ifade eden Prof.Dr.Akhan,aile büyüklerinin de genç çiftlere iki yıl içinde çocuk yapın önerilerinin içgüdüsel olarak birliktelikleri koruma öngörüsüyle ilintili olabileceğini söyledi.
Herşeyin sentetik yaşandığı günümüz dünyasında ‘’Aşka hormonlarla manipule edilebilirmi?’’sorusunun yanıtını vermeden once ,’’Manipule edilmeli mi?, Etmelimiyiz?’’ sorularının yanıtlarının verilmesi gerektiğini ifade eden Prof.Dr.Akhan , konuşmasını Helen Fisherin sözleriyle sonlandırdı;
‘’Aşıksınızdır mutlusunuzdur,aşıksınız mutsuzsunuzdur,ama ne olursa olsun aşkın içindesinizdir,aşıksınızdır.’’

YORUM YAZ
Arşiv