Genital Akıntılar

  • 0
  • 1.095
Yazı Boyutu:

Bizim İzmir Portalının değerli okuyucuları. Bu hafta sizlere kadınları yaşamlarının her döneminde tedirgin eden genital akıntılardan bahsedeceğim.

Yaşamın bazı dönemlerde, belirli özellikleri olan akıntılar doğal ve fizyolojik olarak kabul edilebilir. Yeni doğan kız çocuklarında ilk 40 gün içinde anneden plasentadan gelen östrojen hormonlarının etkisiyle bazen kanlı olabilen akıntıda artma görülebilir.

Bu dönemden ergenlik başlangıcına kadar kız çocuklarında akıntı görülmez. Görüldüğünde genellikle yabancı cisim veya hijyen koşullarına uymamakla ilgili enfeksiyonların olabileceği düşünülmelidir. Bu dönemde kız çocuklarına hijyen eğitimine önem verilmeli, tuvalet temizliğinde önden arkaya doğru yıkanması, banyodan sonra çabuk kurulanması, yünlü-pamuklu iç çamaşırlarının sık değiştirmesi ve ıslak mayo ile oturmaması önerilmelidir.

 Ergenlik öncesi ilk menstrüel kanama gelmeden bir yıl önce hormon düzeylerinin yükselmesi ile kız çocuklarında fizyolojik akıntı artmaya başlar. Renksiz, kokusuz, kaşıntısız olan bu akıntı doğal bir durumdur ve tedavi gerektirmez.

Üreme çağındaki kadınlarda, menstrüasyondan hemen sonra hafif berrak bir akıntı olur. İki adet ortasında (yumurtlama döneminde)  rahim ağzından gelen akıntı sümüksü şeffaf bir şekilde görülür.  Adet öncesi dönemde ise daha yoğun koyu sarımtırak bir akıntıya dönüşür. Ergenlik çağından menopoza kadar kadınların çoğunda görülen bu akıntı doğal bir durumdur. Bu durum özellikle menstrüasyonun ve yumurtlamanın düzenli olduğu kadınlarda yumurtalıktan östrojen ve progesteron hormonlarının düzenli  salgılanmasına bağlıdır.

Üreme çağında, yumurtalıktan salgılanan hormonların etkisiyle vajinanın üst tabakasındaki hücreler dökülür. 100 çeşit iyi huylu bakterinin normal hormonal dengede yaşadığı bir galaksi olan vajinada bulunan laktobasiller vajina üzerinden dökülen hücreleri parçalayarak laktik asit oluşmasını sağlarlar. Laktik asit, vajina asitliğini pH 4.4 üzerinde tutarak vajinadaki fizyolojik dengeyi sağlar ve enfeksiyonlardan korur. Yumurtlama zamanı rahim ağzından gelen akıntıda menstrüasyon kanamasında ve cinsel beraberlikte gelen menide pH 8.0 civarındadır. 

 Vajinal duş (taharetlenme) denilen toplumumuzun yanlış inanışı nedeniyle vajinanın yıkanarak laktobasillerin atılması vajinadaki asit dengesini bozar ve enfeksiyona hazır bir ortama dönüştürür.

Menopozda ise östrojen eksikliğine bağlı vajina dokusunda incelme (atrofi), bazen akıntının artmasına yol açabilir.

Üreme çağında kadınlarda, en çok gördüğümüz akıntı nedenlerinin başında mantar enfeksiyonları (kandida) gelir. Kandida etkeni, vajinada diğer mikroplarla birlikte bir denge içinde yaşar. Özellikle vajinadaki asitlik ortamının değiştiği durumda, mantarlar çoğalarak rahatsız edici akıntı oluştururlar. Beyaz, yoğunlaştığında süt kesiği veya yoğurt kıvamında, kokusuz, akşama doğru artan kaşıntı şeklinde yakınma yapan, idrar yaparken hafif bir yanma oluşturan, vajina girişindeki kuruluğa bağlı cinsel beraberlikte acımaya neden olan bir akıntıdır. Dış genital organlar, kaşıntıya bağlı kızarıp tahriş olabilir.

Mantar enfeksiyonları, kadınların 1/3’ünde, gebelerin de yarısında görülür. Kısırlık ve kanser yapmaz. Halk arasında pamukcuk denilen bebeklerin ağzındaki beyaz yoğun akıntının nedeni de mantardır. Nasıl dağdaki mantarlar nemli ortamları seviyorlarsa vajinadaki mantar da nemli ortamlarda artarak enfeksiyona neden olur. Banyodan sonra çabuk kurulanmayanlarda, aşırı terleyenlerde, kilolularda ve ıslak mayo ile oturanlarda mantar enfeksiyonu artar.

Yoğun antibiyotik kullanımı vajinadaki laktobasilleri öldürür. Vajinal duş ise yıkama ile bu iyi huylu bakterilerin dışarı atılmasına ve vajina asit dengesini bozarak mantarın artmasına neden olur.

Vücut direncinin kırılması da mantarı arttıran önemli nedenlerdendir. Özellikle diyabetli kadınlarda mantar çok görülür.

Geçmeyen kaşıntı ve genital bölgede kızarıklığı olan kadınlarda akla ilk gelen tanı diyabet olmalıdır. Ne yazık ki kan şekeri düzelmedikçe ilaçlı tedaviye doğru yanıt hiçbir zaman alınamaz. Bağışıklık sistemini etkileyen; kansızlık, tiroid, sigara, alkol, yorgunluk, uykusuzluk ve diğer nedenler mantar riskini arttıracaktır. Bağışıklık sistemini aşırı baskılayan AIDS’te ağız içinde bile mantar olduğu bilinmektedir. Mantar ağızdan alınan haplarla ya da vajinal kullanılan fitillerle rahatlıkla tedavi edilebilir. Kaşıntıda kullanılan pomadlar ince bir tabaka şeklinde sürülmelidir. Mantarın yoğun olduğu dönemlerde 3-5 gün cinsel beraberlik önerilmez. Tedavi sonrası penise sürülecek  pomadlar vajina girişindeki kayganlığı arttırır ve tedaviyi desteklerler. Uygun ortam bulduğunda vajinada yaşayan mantarın tekrar artacağını ve kaşıntı gibi enfeksiyon bulgularını ortaya çıkaracağını göz önünde bulundurmalıyız.

Kadınları en çok rahatsız eden konulardan biri de akıntılardaki kokulardır. Toplumun yaklaşık %40’ında görülür. Vajinada bulunan iyi huylu anaerob mikroplar kokulu akıntının en büyük nedenidir. Vajina asitliğinin değişmesi pH’ın sekize doğru çıkarak bazik olması bu mikropların artmasına ve bazen ölü balık kokusu gibi rahatsız edici bir kokunun ortaya çıkmasına neden olabilir.  Meninin pH’sı 8.0 (bazik) olduğu için, cinsel beraberlik sonrası erkeğin de fark edebileceği rahatsız edici bir koku ortaya çıkar. Muayenede, gri, homojen, yapışkan bir akıntı mevcuttur. Akıntının üzerine bir damla potasyum hidroksit damlatılması şiddetli kokuyu ortaya çıkarır ve tanıyı koydurur. Vücut direncini kıran ve bağışıklık sistemini zayıflatan nedenler kokulu akıntıyı ortaya çıkarır. Haplarla veya vajinal kullanılan fitillerle rahatlıkla tedavi edilebilir. Erken doğum riskini arttıran faktörlerden biri olarak görüldüğü için gebelikte mutlaka tedavi edilmelidir.

Kokulu genital akıntıların sık karşılaşılan diğer bir nedeni de cinsel yolla bulaşan trikomonastır. Toplumun %15-20’sinde karşımıza çıkar. Akıntı; kokulu, bazen köpüklü, yeşilimtırak ve kaşıntılı olabilir. Bazen sadece hafif bir koku olabilir. Muayenede vajinada enfeksiyon bulgusu ve rahim ağzında çilek görünümü şeklinde kızarıklık olabilir. Trikomonas vajina kültüründe üretilemeyeceği için muayene bulgusu direkt yayma ve pap-smear değerlendirilmesi önemlidir. Hapların ve/veya fitillerin düzenli kullanılmasıyla tedavi edilebilir.

 Trikomonas cinsel yolla bulaştığı için mutlaka eş veya partnerin de tedavi edilmesi gerekmektedir. 

Bel soğukluğu (gonore), klamidya ve herpes gibi diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar da rahim ağzından gelen akıntıyı arttırırlar. Akıntı; beyaz, berrak ve kokusuzdur. Kuşkulanılan olgularda tanı, vajinal kültürlerle ve kan tahlilleriyle konur. Özellikle gonore ve klamidya kısırlık riskini arttıracağı için mutlaka tedavi edilmelidir ve bu kadınlara rahim içi araç uygulamak sakıncalıdır. Cinsel yolla bulaşan hastalık riskini azaltmada kondom kullanımının önemi vurgulanmalıdır.

Halk arasında yara denilen rahim ağzındaki kızarıklıklar ve doğumdan kalma eski yırtıklar da akıntıyı arttıran nedenler arasındadır. Kadın genital kanserleri özellikle rahim ağzı kanserinde ilk bulgusunun akıntı olabileceği bilinmeli ve kadınlarımızın düzenli Pap-smear testini yaptırmaları önerilmelidir.

Sağlıklı günler dilerim

YORUM YAZ
Arşiv