Bir hakaret, bir anı...

  • 0
  • 768
Yazı Boyutu:

Bizimizmir yazar kadrosuna katılan değerli arkadaşım Serkan Aksüyek’in geçtiğimiz günlerde  meslektaşlarımızın yaşadığı çirkin hakareti işleyen yazısı geldiğin de; buna benzer bir konudaki anımı anlatmak ihtiyacı duydum...
Tarih zannedersem 2006 Şubat...
 
Avusturya Fahri Konsolosluğu Hilton Oteli’nde Viyana Balosu düzenliyor...
 
Basın olarak biz de davetliyiz.
 
Davetin niteliği gereği kıyafet konusunda da basın olarak ciddi olmak, katılanlar kadar olmasa da mümkün olduğu kadar dikkat etmek gerektiğine inanarak gittiğim de dönemin fahri konsolosu Muammer Erboy tarafından kibarca karşılandım. Görevlilerin bize ayrılan masaya götürmesinin ardından çantamı sandalyenin üzerine koyarak merdiven kenarındaki koltuklarda süklüm püklüm oturan ve aralarında dernek üyelerinin de bulunduğu magazinci arkadaşların yanına gittiğimde hiç birinin kıyafetinin de bu geceye yakışır nitelikte olmadığını gördüm… Asık suratların nedenini sorduğum da aldığım cevap karşısında biraz önce beni karşılayan zarif adam ile Hilton’un yetkililerine “O kadar para veriyoruz getirdiğiniz gazetecilere bakın” diye çıkışırken arkadaşlarıma hakaret eden kişiyi değerlendirmeye çalıştım. Dış görünüm konusunda aslında Erboy haklıydı. Baloya gelirken giyim kuşam, saç- sakal konusunda biraz daha titiz davranılabilir di. Üstelik olarak üye arkadaşlarımızın elbise sorununu çözmüştük te…
 
Erboy tepkisini kibarca dile getirebilir; “arkadaşlar hoş geldiniz. Bu gece gördüğünüz gibi özel bir gece. Eğer imkanınız var sa lütfen giyinip gelin, yoksa Mehmet, Tarık  (rahmetli) ve Serhan beyden destek isteyelim diyebilirdi” gibi düşünceler arasında  makinamı alıp çalışmaya başladım.
 
Bir ara çantama gidip dışarı geldiğim de gördüğüm manzara çok ilginç ti…  

Baloya katılmak üzere gelen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ve eşinin fotoğrafını çeken birkaç arkadaş hızla uzaklaşırken Fahri Konsolos Muammer Erboy koşarak başkanla eşinin yanına gelerek poz verdi ama çekecek gazeteci yoktu. “Gazteciler çeksenize” sözlerine aldığı “Biz çekeceğimizi çektik teşekkür ederiz”cevabı onu çıldırtmaya yetti ve bir anda köpürerek “Gazteci Takımı terk edin burayı” diye bağırmaya başladı…

 

Artık orada durmak kişinin kendisine de, temsil ettiği kuruma da saygısızlık olurdu. Ben de o gazteci takımının fertlerinden biri olarak malzemelerimi aldım ve kapıya yürürken Tarık Sarı'ya da .itmemiz gerektiğini anlattım ama dünya tatlısı rahmetli arkadaşım terketmeye cesaret edemedi. Müdürünü ara telefonla söyle desek te o kaldı, biz Hilton'u terk ettik…

Gerisini aşağı yukarı sektördeki arkadaşlarımın büyük çoğunluğu biliyor.

Bazı arkadaşlar dergilerinin orta sayfalarını sim siyah bırakırken ben DHA temsilcisi sevgili İlyas Özgüven’e aktardıktan sonra çektiğim tüm fotoğrafları sildim…

Tüm konsolosluklara, büyükelçiliklere konuyu içeren yazıyı yazdık ama yönetim kurulu imzasıyla gitsin derken geçen zaman nedeniyle göndermedik ama iyi derecede protestolar oldu…

Mövenpic Otel’de yaşanan olayda da buna benzer bir tepki verilebilirdi. O sözleri duyan arkadaşlar hemen kalksaydı diğer arkadaşlar da (oralı olmadıklarına inanmıyor, belki fark etmemişlerdir diye düşünüyorum) olayın rahatsız edici boyutunu fark ederek salonu terk edecekti ve o terk edişle kendinde o sözü söyleme hakkını gören kişiye de, salondakilere de o an ve bundan sonraki saygısızlıkların cevabının verileceği gösterilecek ti diye düşünüyor ve sadece dört kelimelik bir final yapmak istiyorum...

“KİŞİ KENDİNDEN BİLİR İŞİ”

YORUM YAZ