Huzurlarınızda Yücel Erten!

70’den fazla oyun ve 40 ödülle birlikte 60. sanat yılını kutlayan, bugün halen İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kurucu Genel Sanat Yönetmeni görevine devam eden Yücel Erten Aylin Akdoğan'ın konuğu oldu...

  • 0
  • 9.020
Huzurlarınızda Yücel Erten!
© bizimizmir.net
Yazı Boyutu:

Ropörtaj: Aylin Akdoğan
Oyuncu, yazar, çevirmen, yönetmen, sanat yönetmeni…

Rol aldığı sinema filmlerinden sadece birkaç tanesi; “Burhan Bey’in Kısa Bir Hikâyesi”, “Hadi be Oğlum”.

Rol aldığı dizi filmlerden sadece birkaç tanesi; “”Elveda Rumeli”, “Karadayı”, “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”.

Yönettiği oyunlardan sadece birkaç tanesi; “Duruşma”, “Keşanlı Ali Destanı”, “Midas’ın Kulakları”, “Troyalı Kadınlar”, “Azizname”.

Kitaplarından sadece birkaç tanesi; “Azizname’95”, “Akıntıya Kürek”

Almancaya çevirilerinden sadece birkaç tanesi; “Midas’ın Kulakları”, “Çıkmaz Sokak”, “Akrep”.

Türkçeye çevirilerinden sadece birkaç tanesi; “”Troyalı Kadınlar”, “Üç Kuruşluk Opera”, “Size Özel Hamlet”, “Acele Shakespeare Aranıyor”.

70’den fazla oyun ve 40 ödülle birlikte 60. sanat yılını kutlayan, bugün halen İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Kurucu Genel Sanat Yönetmeni görevine devam eden Yücel Erten’i bu satırlar aracılığıyla, bu köşede misafir ettiğimiz için çok mutluyum.

Bizi kırmadı Yücel Bey ve hem kendisini daha yakından tanımamıza olanak sağladı hem de yeni projelerini paylaştı.

Huzurlarınızda Yücel Erten!

Aylin Akdoğan: Aslında sizi tanımayanımız yoktur diye düşünüyorum ancak yine de okuyucularımız için bize kendinizi tanıtır mısınız?
Yücel Erten: Özetle 1960’lı yıllardan bugüne, önce amatörlük, sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’nda öğrencilik, ardından Almanya’da ihtisas öğrenimi ile başlayan sanat yaşamım, başta Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, İstanbul, İzmit ve Eskişehir Şehir Tiyatroları, sayısız özel tiyatro ve ülke dışında yaptığım yönetmenlik, oyunculuk, öğretmenlik ve yöneticilik deneyimleri ile bu yıl 60. yılını doldurmuş bir tiyatro tutkunu. Tabi ki buna eşlik eden sinema, televizyon projeleri, yazmış olduğum kitaplar ve oyun çevirileri de bulunuyor. Şöyle dönüp bir bakıyorum da, hayatımda en geniş yeri tiyatro tutmuş. Nefer olarak da, kurmay olarak da tiyatronun hemen her cephesinde yer almışım. Tiyatro sanatının bin bir türlü tarifi vardır ya hani. Bilimsel, oturaklı, ağır olanlardan tutun da çok yalın ifadelere kadar. Bunlardan bir tanesi de şu: “Tiyatro aşktır.” İşte ben bu aşkla yaşadım. Ama dağları delip suyu getirebilme umudu ve aşkıyla. Yani tiyatronun toplumsal işlevini ve orada bana düşen sorumluluğu unutmadan. Sanırım bugün de bu duyguyla, İzmir’in 70 yıllık özlemi olan İzmir Şehir Tiyatroları’nın Kurucu Genel Sanat Yönetmeni olarak deneyimlerimi bu kente ve genç kuşaklara aktarmak için bu şehirde bulunuyorum.

AA: Yücel Erten diye bir araştırma yapsak karşımıza oyuncu, yönetmen, yazar, sanat yönetmeni, çevirmen… gibi pek çok önemli ve kıymetli meslekler/görevler çıkıyor. Sizin gönlünüzdeki birinciyi merak ediyorum ben.
YE: Tabi ki hikâyem oyunculuk mesleği ile başlamıştı. Ancak ülkenin 1900’lerin ilk yarısında henüz yeni inşa edilen sanat yaşantısında bazı eksikler bulunuyordu. Bunlardan önemli bulduklarımdan biri de, ülkede akademik bir eğitimden geçmiş tiyatro ve opera rejisörünün henüz bulunmamasıydı. Bu sebeple Almanya’ya rejisörlük eğitimi almaya gitmiş, eğitimin yanı sıra Staatstheater Hannover, Stædtische Bühnen Essen, Schauspiel Zürich ve Bühne 64’de rejisörlük çalışmalarında bulunmuştum. 1974’de bu birikimleri Türkiye Tiyatrosu’yla buluşturmak için ülkeme geri döndüm. O tarihten itibaren ülkenin tek rejisörlük eğitimi alan rejisörü olarak yaşamımın büyük bir bölümüne baskın gelen mesleğimin bu olduğunu söyleyebilirim. Tiyatronun çeşitli alanları zaten kardeştir ama, bu uğraşlar içinde büyük kardeş rejisörlük oldu diyelim.

AA: Artık İzmir’desiniz. İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenisiniz. Uzun bir aradan sonra da kendi sahnenizde ‘perde’ dediniz. İzmir’de olmak nasıl bir duygu?
YE: Evet, bir buçuk yıl oldu, İzmir’deyim. Birçok kültüre ev sahipliği yapmış, Cumhuriyet açısından da kıymetli bir tarihi olan, 8500 yıllık bir kentte, sanatın gelişimine katkı sunabilmek; insana gurur veren çok özel bir duygu. İzmir Şehir Tiyatroları, İzmir halkının uzun yıllardır özlem duyduğu, kavuşmak istediği ve fazlasıyla hak ettiği bir rüya idi. Biz değerli başkan Tunç Soyer’in taşın altına elini koymak istemesi ile bugün bu rüyayı gerçek kılıyoruz. Bir başka deyişle, sayın Başkan Türkiye’nin tiyatro tarihine yeni bir beyaz sayfa açtı. Biz de o sayfayı gereğince doldurabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu yıl ki sloganımız “Sahne bizim, tiyatro sizin”. İzmirlilere bu tiyatro sizin demekten gurur duyuyoruz.

AA: İZBBŞT’ye ilgi nasıl?
YE: Söylemek isterim ki yerleşik sahnemiz, Kültürpark İsmet İnönü’ye geçtiğimizden bu yana, oyunlarımızın biletleri satışa çıktıkları birkaç gün içerisinde tükeniyor. 365 kişilik yeni salonumuzda Ekim, Kasım ve Aralık aylarında bütün oyunlarımız kapalı gişe. Bu, tiyatro sever İzmirlilerin hem ilgisinin, hem de hoşnutluğunun en önemli belirtisidir. Her oyun akşamı böyle bir ilgi ile kucaklandığımız için sevinçliyiz.

AA: Yeni oyunlar, yeni projeler var mı peki?
YE: Tabii ki. Bir şehir tiyatrosu, repertuvar tiyatrosu olmalı, seyircisine olabildiğince zengin bir yelpaze sunmalıdır. Hızla oyun sayımızı çoğaltmak için çalışıyoruz. Yakın zamanda, Atatürk’e İzmir suikastı teşebbüsünü konu alan, benim yıllar önce kaleme aldığım, bestelerini Sevgili Cem İdiz’in yaptığı “Benim Naçiz Vücudum - Gazi Paşaya Suikast” adlı oyunumuz prömiyer yaptı. Oyun, hem İzmir’imizin yeni yüzyılına, hem de Cumhuriyet’in 100. yılına gönülden bir armağan. Biliyorsunuz, bu ay içerisinde 9 ayrı Şehir Tiyatrosunun oyunları ile katılacağı bir şenlik, daha doğru bir deyimle bir ‘Buluşma’ düzenliyoruz. Yeni yılla birlikte, iki yeni oyunumuz daha prömiyer yapacak. Bunlar, “Bahar Noktası” ve “3 Nalla 1 At”. “Bahar Noktası”, yeryüzünün en büyük şairi Shakespeare’in “Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası” oyununun, yurdumuzun en büyük ozanlarından Can Yücel’in söyleyişiyle Ege’ye taşınmış bir yorumu. “3 Nalla 1 At” ise Bulgar oyun yazarı Stefan Tsanev’in şahane bir kara komedisi. Baharda da bizleri yeni bir çocuk oyunu ve Güngör Dilmen’in eşliksiz müzikali “Deli Dumrul” bekliyor.

AA: Sizin yeni projelerinizi de merak ediyorum. Mesela en son anılarınızı yazmaya devam etmek istediğinizi öğrenmiştim.
YE: ‘Akıntıya Kürek’ adlı anılarımın ilk bölümünü kapsayan kitabı 2018 yılında yayımlamış idim. Devamı niteliğindeki ikinci kitabı da tamamladım. Ne var ki önce pandemi, sonra ekonomik kriz, sonra da yeni bir tiyatroyu sağlam temellere oturtmak için devam eden yoğun çalışma programında baskıya girişi gecikti. Ama artık eli kulağında. Tabii, anılarımın son bölümü olan üçüncü kitabı da yazmaya başladım, ancak tarihi yazmayı bir süre için kenara bırakmak durumunda kaldım ve İzmir’e bir tiyatronun bugününü, geleceğini inşa etmeye geldim. Bunun için kıvanç doluyum.

AA: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
YE: Teşekkür ederim. Değerli okurlarınızı tiyatromuzda görmekten mutluluk duyarım. Çünkü bu tiyatro bizim etkinlik alanımızdır ama, özünde İzmir halkınındır. Tiyatronun çeşitli tarifleri olduğundan söz ettim ya; seyirci açısından baktığımda, benim biraz şaka ile karışık bir tarifim daha var: “Tiyatroya gitmek, genellikle sıkıcı geçen gündelik hayatta, kendi soframıza yaptığımız bir özel ikramdır. Elbette o ikramın lezzetli olması şartıyla.” Değerli sanatseverler kendilerinden bu ikramı esirgemeyecekler, bunu biliyorum. Ama sadece alışkanlığı olanlarla sınırlı kalmasın istiyorum. Belki hiç tiyatroya gitmemiş, ya da çoktandır tiyatroya gitmemiş Ali abi, Ayşe abla, Nurdan teyze, Mehmet amca da bu ikrama ortak olsunlar istiyorum.

Tekrarlamakta yarar var: Sizin vergilerinizle, sizin için tiyatro yapmakla sorumluyuz. “Sahne bizim, tiyatro sizin!”…

YORUM YAZ
Diğer Haberler

Mizah yaşamdaki çelişkilerden doğar

Müzik yapmak nefes almak kadar önemli

Hakan Aysev: Benim tek kahramanım Annem

Şeker Ağa konuk

Kendi romanlarımın kapaklarını kendim tasarlayıp yağlıboya tabloya işliyorum

Bu köşeden bir Gürer Aykal geçti…